17/8/2007 - Unutmadık, Unutulmamalı...

Kategori: Hayatin Icinden

ERCAN ARSLAN, YALÇIN ÇINAR, GARBİS ÖZATAY, SELAHATTİN SEVİ'nin fotoğraflarından oluşan MİLLİYET İNTERNET FOTOĞRAF SERGİSİ'nin giriş yazısı:

UNUTMADIK... UNUTTURMAYACAĞIZ...

17 Ağustos gecesi herşey 45 saniyeye sığdı.

Zamanın durduğu, saatlerin akrep ve yelkovanlarının donduğu 45 saniye geride kaldığında, gecenin karanlığı yüzyılın felaketinin silüetlerini taşıyordu.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yaşanan acının ve depremin yıkıcı gücünün akılalmaz boyutları ortaya çıktı. Deprem bölgesine ilk koşanlar, yaşananlara tanıklık edenler ise gazeteciler oldu. Objektifler, kameralar enkazları taradı, anaların, çocukların gözyaşlarını tüm dünyaya aktardı, yardımların dağıtımında yaşanan aksaklıkları ortaya çıkardı.

Kimi kez fotoğraf çekerken ağlasalar, objektiflerinin netini yapmaya çalışırken hıçkırıklara boğulsalar da gazeteciler üzerlerine düşen görevi yerine getirmek için haftalarca deprem bölgelerinden ayrılmadılar.

O günlerin fotoğraf karelerine sığmayan acıları bundan sonrası için birer ibret belgesi olarak önümüzde duruyor. Depremde yitirdiğimiz canların, sönen ocakların sadece alın yazısı olmadığını biliyoruz. İlgisizliğin, başıboşluğun faturasını o 45 saniyenin sonunda Türk halkının ödediğini unutmayacağız. Ve unutturmayacağız...

17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde yaşamlarını yitirenlerin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz... "

***

O günleri bölgede yaşayanlardan biri olarak ben de bir kez daha, yaşamlarını yitirenlere rahmet, geride kalanlara sabırlarının devamını,

yetkililere ve konuyla ilgili her noktadaki ilgililere vicdan, insaf, akıl diliyorum.

17 AĞUSTOS KÖRFEZ DEPREMİ temalı MİLLİYET İNTERNET FOTOĞRAF SERGİSİ için arzu ederseniz,

TIKLAYIN.

***

...ve her ne kadar o felaketten bir süre sonra, bir 23 Nisan sabahına karşı yazmış olsam da, şiirimsi bir denememi buraya yeniden eklemek istiyorum:  

Körfez Ağlıyor

 

Hava basıktı tüm gün
nemli, sıcak.
Sanki, Tanrı’m kararlıydı;
beni boğacak.

Körfez gaz koktu sabah beri.
Kerpe tarafında kara bulutlar,
arkasından şimşekler, yıldırımlar.
Lastik fabrikasının bacası da tepti geri,
yayıldı da yayıldı şehre pis dumanlar.

Dereydi yine Körfez,
kahverengi çağladı.
Atamadı dibine çökmüş kasveti
kıpraştı, dellendi, kıvrandı.

Az ileride koç gibi market
ötesinde mobil yüzellibeş
köşede çöpü karıştıran bir çocuk;
sen de oniki, ben diyeyim yaşı
daha onbeş.

Otogar yolu var ya,
“Çocuk Köyü”nün önünden geçen,
bir şimşek de tepesinde çaktı,
”ne işim var benim burada” derken.

Karanlıktı balonlarla süslü binalar.
Direğe sarılmış, bayrak da mı ağlar?
Kalmasın istiyordu belki, gözyaşları sabaha
malum ya, bayram kutlamaya gelecek, ağalar.

Bahçe girişindeki kulübede bekçi,
uyuyakalmış besbelli.
Kollarını kavuşturmuş göğsüne, kendi sıcağına sarılı
açık kalmış radyosunda bir şarkı:
“Yaralı, tepeden tırnağa herkes yaralı…”

..ve kırık bir camdan
gelen hıçkırık;
minicik bir candan,
gökgürültüsüne karışık:


“çok korkuyom anam, nerdesin?”


Yıldırım düştü yüreğime, yürüyemedim,
“uyu bebeğim, uyu..
uyandığında neşe dolacaksın”

 

diyemedim.

Ötede market, köşede mobil yüzellibeş
hava ıslak, gök gürültülü,
pis bir koku;

leş mi leş.


Saat yine olmaz olası sıfır üç…


öksüz, yetim yavrular uyuyamıyor


sabah, Nisan 23…

 

Körfez, bağıra bağıra

 

ağlıyor.

 

 

M.Uzman/22-23 Nisan 2005

 

***

Yaşam, kalanlar için kolay olmasa da devam ediyor, etmeli.

Unutmadan, unutulmadan, unutturmadan...

umutsuzluğa kapılmadan.

 

Hataları tekrarlamadan.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->