19/4/2006 - Üç Kişilik Dans
Papağan ve köpeği saymazsak, üç kişiydiler.
Çocuk, yaşantısını kanıksamış, her gün şartlandığı olayları tekrarlayarak büyümeye çalışıyordu.
Adam, biraz sıkıntılı, epeyce sinirli ve genellikle sessizdi. Kendini evine ve çocuğuna adamıştı ama onlara istediği gibi bir yaşam sunamamanın acısını çekiyordu.
Kadının iç yüzünü anlamak zordu; çalışıyor, yoruluyor ve şikayet etmiyordu. Sıkıntılarını belli etmediği gibi, sevgisini de göstermiyordu.
Üçünün bir araya gelebildiği akşam saatleri sessiz, suskun bir-iki saat birlikte paylaşıldıktan sonra kadın televizyona, çocuk derslerine, adam da müzik ve içkiye dalıp gidiyorlardı.
...
... kış günleri yerini ilkbahara çoktan bırakmış, ilkbaharın ılık geceleri yerini yaz sıcağına bırakmaya hazırlanıyordu.... ...ve bir akşam çocuk sessizliği bozdu:
"Biliyorsunuz, bu ay sonunda okul bitiyor, mezuniyet balosuna biz de katılabilecek miyiz?"
Kadın ile adam gözgöze geldiler; bakışlarında biraz hayret, biraz korku, biraz merak vardı. Birbirlerinin ne düşündüğünü anlamaya çalışıyorlardı. Sonra, gözlerdeki gri bakışlar aydınlandı, yüzlerdeki gergin hatlar yumuşadı..
Suskunca anlaştılar. Demek ki pek de boşa geçmemişti yaşantıları, bir insan yetişiyordu.
Sonraki günler, yaşantılarına gelen bu değişimle renklendi, canlandı. Herkes kendince hazırlıklara girişti.
Çocuk, bir yandan seviniyor, diğer yandan yaşantılarına maddi bir zorluk daha eklendiğini düşünüp üzülüyordu.
Çaresizdi; sınıf arkadaşlarının çoğu, kent alışkanlıklarını yaşıyor, ünlü mağazalardan aldıkları giysileri birbirlerine anlatıyor, kızlar hangi kuaförde nasıl saç yaptıracaklarını, erkekler nasıl giyinip nasıl davranacaklarını konuşuyorlardı. Oysa bazı arkadaşları ise, olabildiğince bu konulardan ve hatta ortamdan kaçıyordu. Bir orta yol bulmalıydı; hem farklı olmalı, hem farkı ile diğer arkadaşlarını üzmemeli hem de ailesini zorlamamalıydı.
Nihayet, kendince farklı ama sade, zarif, ucuz bir giysi edindi. Bedenine göre biraz ayar gerekiyordu, onu da nasıl olsa anne hallederdi.. Kıyafetine uygun bir ayakkabıyı da, bayram harçlıklarından biriktirdikleri ile almıştı. Balo günü saçlarını yıkayıp taradı mı, bu iş tamamdı.
... yarın, önemli bir gündü; yaşantısındaki ilk diplomayı alacak, anne ve babası da bu mutluluğu paylaşacak, sevinç ve gurur duyacaklardı. Erken yatmalı, yarına dinlenmiş başlamalıydı...ki, o an çalan telefonun sesi ile herkes dalgınlığından sıyrıldı.
Telefonu açan çocuk, bir an dinledikten sonra kıpkırmızı oldu, gözlerinden yaşlar fışkırdı ve kısık bir sesle:
"Biz gelemedik, size iyi eğlenceler dilerim." diyebildi, telefonu kapattı.
Kadın ve adam çocuğa bakıyorlardı.
"Balo yarın değil, bu akşammış... Yanlış anlamışım. Neden gelmedin diye soruyor arkadaşlar."
Adam, patladı!
Bütün heyecanlar, bütün beklentiler, bütün hazırlıklar boşa gitmişti. Çocuğu böyle bir hatayı nasıl yapardı? Bir yandan bağırıyor, bir yandan giyiniyordu. Kadın, yine olmazı olur yapmış, çocuğunu giydirmiş, elindeki iğne iplikle rötuşları yapıyordu.
Çocuk, ...ağlıyordu.
Beş dakika sonra arabadaydılar ve gecenin karanlığında son hızla kente doğru yol alıyorlardı. Adam direksiyonda sürekli bağırıyor, öfke saçıyordu.
Kadın, koltuğa yapışmış, gözlerini kapamış, ya bir kaza olmasın diye dua, ya da kaderine beddua ediyordu.
Çocuk, arka koltukta sessiz sessiz ağlıyordu...
Ana yola dönmek için zorunlu olarak yavaşladıklarında teypten gelen sesi duydular, Sezen söylüyordu:
"Küçüğüm, daha çok küçüğüm, bu yüzden bütün hatalarım..."
Arabanın arka koltuğundan cılız bir ses, şarkıya eşlik etmeye başladı... Adam, sustu, dinledi, ayağını gazdan çekti.
"Övünmem bu yüzden, bu yüzden kendimi özel, önemli zannetmem...
Ne kadar az yol almışım, ne kadar az; yolun başındaymışım meğer, Elimde yalandan, kocaman, rengarenk, geçici, oyuncak zaferler..."
Kadın, dudaklarını ısırdı, yüzünü cama çevirdi, ağladığını göstermedi her zamanki gibi..
"Küçüğüm, daha çok küçüğüm..."
Çocuk, dikiz aynasından adamı gördü, onun gözlerinden akan yaşları. Sonra, yağmursuz gecede arabanın sileceklerinin çalıştığını farketti.
...
Restauranta ulaştıklarında tüm öğretmenleri ve arkadaşları geceyi bitirmek üzereydiler. Sevgiyle kucakladılar onları, eğlence tekrar başladı. Çocuk, öğretmen ve arkadaşlarıyla bir mutluluk seli içine düşmüştü.
Sonra, herkes yavaş yavaş gitmeye, bahçe boşalmaya başladı. Restaurantın ışıkları kapatılıyor, yerini gökyüzündeki yıldızlara ve denizdeki yakamozlara bırakıyordu...
Çocuk, elinde diploması, yanındaki son arkadaşından da ayrıldıktan sonra, kenarda kendisini izleyen kadınla adama yaklaştı;
"Teşekkür ederim sizlere." dedi..
Bir yumak oldular.
"Biz sana teşekkür ederiz." diyemediler... Yaşantılarındaki boşluğu, ilişkilerindeki kopukluğu, parasızlığı, işsizliği, güçsüzlüğü O'nun varlığının giderdiğini söyleyemediler.. Sadece, sevginin gücünü hissettiler...
... şükrettiler.
Gökyüzündeki yıldızların ışığı altında, dalgaların müziği ile, boş kalan pistte, üçü birbirlerine sımsıkı sarılarak dansettiler...
|