Pardon! Biriken bir-iki konu demek istemiştim, dilim sürçtü. E, bazan şpikerler de şaşırabilir, hatipler de. Ben “sayın bölücübaşı kelle, yan gelip yatıyor; bir insan hem laik hem müslüman olamaz” demedim ya?
Tuvalette de bir şeyler okuyup müzik dinleyenlerdenim. Ancak gürültüyü sevmem. Müzik dinlediğim aletin sesinin yüksek olması önemli değildir benim için; çıkardığı sesin kalitesi önemlidir. Bağırmasa da bası, tizi yerinde olacak, kimi tonları abartırken, kimilerini yutmayacak.
Tam da GP’nin seçim bildirgesini (!) okumaya niyetlendiydim. Seçimle ilgisi yok, acaba Sabuha'nın sözlerini bulabilir miyim diye!
Üst kattakinin giderdiği haceti müteakiben çektiği sifondan çıkan gürültüler yanımdaki borudan kaydı; dinlediğim müziği bastırıp, dikkatimi dağıtınca, keyfim kaçtı!
O nedenle “sessiz boru” reklamlarına kayıtsız kalınmamalı.
Öneriyorum: Sessiz borular yaygınlaşmalı!
***
Ne diyordum? Hım, evet, “bir - iki” mevzuu.
Biri ki, bir iki, birikim… Bu da yeni çıktı.
Birikimim arttıkça tansiyonumu ittiriyor olmalı. O da çenemin rezonansını artırıyor. Kekeliyorum.
Sonra sayın çok birikimli jüri üyeleri “a-ha haa, detone oldu, prozodik hatalar yaptı.. nanik nanik.. Al sana azar; defol buralardan!” diyorlar. Bunlar da birikiyor elbette.
Korka kekeleye, tek tek basaraktan, çamlar devirip can yakmamaya özenle, söz süzerekten devam edelim:
***
Seçim otobüslerine karşıyım.
İstanbul Kartal’da yakalanan otobüsten söz etmiyorum. O, seçim otobüsü sayılmaz. Tebdil-i kıyafete girmiş “çok oturgaçlı genele açık aşk götürgeci”nin personeli “geçim” için bu işi yapıyorlardıysa olayın siyasi boyutuna kadar da gidilebilir belki. Yine de çalışanının da, don-gömlek nezarete götürülen yolcularının da kendi seçimleri. Hiç değilse çevreye gürültü saçmıyor, park ettiği köşede “iştigal konuları dahilinde icra-i faaliyet”de bulunuyorlarmış. Seçim yasaklarını tilkice delip makam aracının resmi plâkası üzerine sivil plâka taktırtmamışlar; o kadar ahlâkları kalmış.
Diğerleri, peruksuz gezen seçim otobüsleri? Sabahın köründen gecenin dibine kadar bilmem kaç watt gücündeki tesisatlarıyla kulaklarımı delen, beynimi ütüleyen seçim otobüsleri ne olacak?
Boruya da sığmaz bunlar.
Farklı türkü çığırın bari. Mazot 1 YTL olacak, ÖSS ve bonus olarak üniversite harçları kalkacak, tüm yüksek öğrenim öğrencilerine burs, askerliğini yapmış 20 yaşını aşmış herkese seçilme hakkı verilecek, türban yasağı kalkacak, evlenecek gençlere çok uzun vadeli “evlilik kredisi” verilecek, çiftçinin alın teri ucuza gitmeyecek, esnaf siftahsız dükkan kapatmayacak, “terör bizim tarafımızdan bitirilecek”, sosyal adalet sağlanacak, dışa bağımlılık azalacak, yaşam kalitesi artacak; vallahi de tallahi de oy, oy Emine…
Nedir bu rezillikler, nedir bu kepazelikler?
Karşıyım. Hakları yok kafalarımızı ütülemeye.
Yine öneriyorum; ortak yayın yapsınlar.
Yaşadığım kentin, içinde bulunduğum bölgesinin en çok bu özelliğini seviyorum, örnek alsınlar.
Burada camiler “canlı ve ortak” yayın yapıyorlar. Ezan vakitlerindeki çevresel ses seviyesi ve buna göre gerekli desibeller, “bizim” ses mühendislerimizce tespit edilmiş. Neredeyse gramafonlar gibi antika sınıfına alınması gereken teneke hoparlörlerden, içindeki lâmbalar ısındığında parazitli ses üretmenin yanısıra üzerinde ekmek de kızartılabilecek amplifikatörlerden temizlenen camiler, yine bu ülkenin artık dünyayla yarışır kalitede üretim yapabilen elektronik devlerinden sağlanan ses sistemleri ile donatılmış, merkezi sisteme entegre edilmiş. Her bir ezan vaktinde, inancı olmayanın bile yüreğine hitap edebilecek ses güzelliğini dini müzik bilgisiyle bütünleştirebilmiş müezzinler rotasyonla ve rast’ıyla, saba’sıyla… makamına uygun, playback yapmadan okuyorlar ezanı.
Bunlar da öyle yapsın.
Vaadleri aynı, fonda kullandıkları müzikler farklı. Birileri hâlâ Onuncu Yıl, birileri Mehter Marşı’mızı çığırttırıyorlar. Farklı bir şeyler de varsa, hepsini versinler bana, newage tarzında bir remix yapayım onlara. Tek bir zamanda, bu müzik üzerine okunacak metnin bitiminde tüm partilerin adları sponsorlar olarak alt yazı ya da dış ses olarak geçilsin!
Orta direk palavraları bittiğinden, parasız pulsuz yaşamaya alışmışlardanım; bari know-how’ım, (birikimsiz bizimkiler için açayım) bilgi birikimim bir işe yarasın!
***
İlk biriktirdiğim malzeme, pullardı. Ana rahmetli olmuş, baba yeniden evlenmiş. Ayak bağı olmayalım diye Kabataş’a yatılı hapsolmuşum. A be salak, erkek lisesinde “gel, sana pul kolleksiyonumu göstereyim” diyerek kimi tavlayacaksın da birikimini yanında götürüyorsun?
Çalındı, gitti. Kimin yürüttüğünü biliyorum. Ne de olsa o zamanlar 18’den küçüktük, adını sansürleyeyim; T.Y… Kasımpaşalı mıydı ne bileyim, hafiften kabadayıydı. Bir şey diyememiştim. Fırsat bu fırsat, sesleniyorum: “Gel, şu işi tatlıya bağlıyalım, kaç DM’e sattıysan efektif alış-satışın ortalaması üzerinden kuru sabitleyelim, bir ödeme planı yapalım. Faizi artmasın, cehennemde daha az yanasın.
İkinci maddi birikimim olan, evlendiğimizde hanıma takılan bir iki çeyrek altına ek olarak bebemin doğumunda gelen üj-bej meaşallahı depoladığım kırmızı küresel misafir çaydanlığım, biz işte, çocukcağızımız altı bezli yuvadayken gündüz vakti eve giren hırsız tarafından götürüldü.
Sonrakileri de Körfez krizi, kara Çarşamba, sel, deprem derken, kader (!) aldı götürdü, sattı mı satmadı mı belirsiz; geri getirmedi.
***
Bunlara üzülmüyorum.
Her yıl üniversite kapılarında kuyruklarda birikenlere, kapılara asılan listelerde adlarını göremeyip sokaklara, en iyi ihtimalle internet kafelere itilenlere dil uzatılmıyor mu; buna canım acıyor.
Neymiş? Gazetelerdeki haberlerin, köşe yazılarının altlarına abuk yorumlar ekleniyor, çeşitli paylaşım sitelerinde incir çekirdeğini doldurmayacak yazılar yer alıyor, sanal çöpler birikiyormuş!
Olur olmaz herkes bir şeyler saçmalıyor, birikimsizce konuşup en bilenlerin rahatını kaçırıyormuş.
Daha fazla kaçsın. Sizi gidi çok birikimliler sizi..
Sistemin aksaklıklarına engin bilgileriyle çözüm üreteceklerine, sistemin çaresiz bıraktıklarını, safra olarak gördüklerini bir de utanmadan azarlıyorlar.
O çöp dediklerinin iyice sıkışıp patlamadığına sevinsinler.
Terörden, töreden, ağa zulmünden, işsizlikten, medeniyetsizlikten kaçıp kamu arazilerini tezgahlayan çetelerden senet-sepetle aldıkları iki karış alana bir gecede çatılan tek göz odada 14 nüfus, hâlâ çoğalırken, cadde köşelerindeki işçi pazarlarına yanaşan müteahhit Mercedes’lerine karınca sürüsü gibi gencecik insanlar üşüşürken, bırak Anadolu’yu üç büyük kentin okullarında dersler boş geçerken, siyasi kadrolaşma taktikleriyle –örneğin bir güzel sanatlar lisesine müdür olarak atanan badem bıyıklı- torsu masa örtüsüyle kapattırırken, yabancı sermayeye peşkeş çekilen fabrikalarda otomasyona yenilip, hortumlanan bankalardan atılıp konu-komşuya rezil olmamak için yine her gün işe gidiyormuş gibi evden çıkıp parklarda gezen ana-babalar evlatlarını üniversite hazırlık kurslarına, özel okullara, Azerbeycan ya da Kıbrıs’taki özel üniversitelere bile gönderemez, kahrolurken, lise eğitimi veren okullar yetersizliklerini kabul edip son sınıf öğrencilerine “rapor al, okula gelme, git test çöz” derken, televizyonlar uzakdoğu dövüş sanatlarını, Amerikan rüyalarını, kurt masallarını, kısa yoldan köşe dönme senaryolarını enjekte ederken, medya “gel, sen de yaz, sesini duyur” sloganlarıyla, yeni reklam mecraları yaratmak için web baskılarını herkese açarken... nerelerdeydiler?
Birikimsiz işsizler ve gizli işsizlerin bir kısmı evlerinin çatı aralarında, bodrumlarında mantar üretip pazarda satmaya kalktı, tezgah mafyasına çarptı. “İşsiz kalsam pazarda limon satarım” umudu esmer vatandaşlara, “simit satarım” diyenlerinki “simit saraylarına” takıldı.
Aşağılanan kitleler hurdacıdan alınmış televizyonlarda ya da kahvehane köşelerinde BBG izleyip yutkunurken iki el ve iki ayak parmak toplam sayılarının bilmem kaç katı kitap okuyup birikimlerine birikim katma ayrıcalığına erişebilmiş muhteremler, muhtemelen entellektüellikleriyle övünüp uzaktan bizleri kesiyor, aczimizden malzeme çıkarıp mastürbasyon yapıyorlardı.
Herkes önce kendini azarlasın. Toplumun bu hale gelmesinde benim, senin, onun, hepimizin katkısı var.
***
Biz bu pazar yaklaşık 100 km. ötedeki sandığa gideceğiz.
Bir borunun içerisinde çevreye rahatsızlık vermeden yol alıp debilerini meydanlarda çoğaltanlara ve şimdi sessizce sandığa akıtacaklara üç damlayla katılalım, sular-seller olalım, barajları yıkalım düşüncesiyle,
…pek inanmasak da birileri geçmişten ders alıp artık akıllarını başlarına toplamışlardır umuduyla,
ve biriktirdiklerimden belki de en hafifi olan bu fotoğrafı yeniden görmemek dileğiyle.
Bu seçim çok önemli, boru değil bu!
