30/3/2007 - Sana Ne, Bana Ne! / Şadıman Şenbalkan

Kategori: Hayatin Icinden

 

 

İnsanoğlunda bir merak, bir merak ibadullah. "Ne yapıyorsun, ne yaptın" soruları herkesin ağzında. Güzel de, güzel mi acaba?

 

Çarşıda pazarda arkadaşınızı veya bir dostunuzu gördünüz. Hemen bir soru:

 

"Ne yapıyorsun? Yeni iş bulmuşsun." (Hayırlı olsun, demek yok.) Akabinde bir soru daha:

 

"Kaç para maaş alıyorsun?"

 

"Sana ne?" diyesi gelir insanın.

 

Farz edelim ki, politikaya girdiniz. O zaman da soru, sorgucuyu da ilgilendiriyor kıyısından, köşesinden.

 

Bu sefer; "Ne olacak bu memleketin hali? Ekmeğe yine zam mı gelecek? Asgari ücret yetmiyor."

 

Taze politikacı konuşur bilmiş bilmiş:

 

"Siz hele bizim partiye bir oy verin, erken seçimi destekleyin, işte o zaman görün bakın, yapacaklarımızı."

 

Burada "sana ne, bana ne", sus pus.

 

Genç kızınız var; Allah bağışlasın.. Yüksek okulları bitirdi, iyi kötü bir de iş buldu ama, evlenmedi... "Evde kalmasın sakın!!!"

 

Konu-komşu kızınıza boyuna dünür getirdi. Kısmet oldu evlendi kızınız. Şimdi sıra o rutin soruda:

 

"Torun yok mu daha?"

 

İş adamı iyice zenginledi.. dedikodular ayyuka çıkmış.

 

"Parayı buldu, evdeki karıyı kovdu." sözleri esirgenmeden söylenir, eş-dost tarafından, dünyası alabora olmuş kadına.

 

Yetmedi, intikam meleği kadıncağızı büsbütün yaralar:

 

"Senin efendi yeni karısına yat almış, kat almış..."

 

Dahası: "Nereden geliyor bu değirmenin suyu?"

 

Yaralı kadın:"Sana ne?" demez mi?

 

Hem bana mı almış katı, yatı diyemiyor mu?

 

Bir dedikodu kumkuması gelir karşınıza ve kaynatır durur ona ekmek veren patronunu:

 

"Ah ah! Ne utanmaz, arlanmaz adam şu adam... Kaç kadını birden idare ediyor."

 

İçi mi burulur, dedikodusunun duyulmasından mı çekinir ve lafı, evirir çevirir:

 

"Yakışıyor bre kerataya. O da ne yapsın; adamcağızın peşini kadınlar bırakmıyor."

 

Alın size bir "sana ne ve bana ne" cevabı daha.

 

Ev alacak olursunuz, hemen etraftan müdahaleler:

 

"O semt güzel değil. Hem oradaki evler çok pahalı. Şu bizim sokakta iki oda bir salon kutu gibi bir ev var; tam size göre"

 

"Yapma yahu... benim eşyalarım sığmaz, o eve..." diyecek olursunuz ve sözünüz bitmeden kesilir:

 

"Satarsın eşyalarını canım. Hem bu kadar çok eşyanın işi de çok..Sat gitsin, sat kardeşim!"

 

Sinirleriniz bozulmuş, afakanlarınız atmışsa; "Sana ne be kardeşim, sana ne?" dersiniz, sonunda.

 

O da; "Bana ne be.. iyilik de yaramıyor!" der pişkince.

 

Aşkınıza karışanlar, sizi birilerine yakıştıranlar, akla ihtiyacı olup da, akıl verenler ve özel hayattan bi-haberler hep var...

 

Küçük oğlan da büyüdü liseyi bu yıl bitiriyor. Ya üniversite sınavı? Çocuğun meraklı, hummalı bekleyişine aile efradının dışında tüm tanışlar da katılır:

 

"Ne oldu sınav sonucu?" der birileri. Yalnız bununla kalsalar iyi. Başka gençlerle karşılaştırılan iğneleyici soru ve cevaplar:

 

"Şekerim, bizim oğlan Tıp Fakültesini kazandı. Doktor olacak bizimki. Tabii bu maratonda benim ve babasının da payı büyük. Oğlana özel ders mi aldırmadık, daha ilkokuldan beri dershanelere mi gitmedi çocuk...  Gerçi zekânın da payı var ama, gece-gündüz demeden çalıştı evladım."

 

Siz, başarısız saydığınız evladınızın sene kaybına mı yanacaksınız, yoksa evladı başarılı ebeveynin size yaptığı nispetlere mi katlanacaksınız; varın düşünün gayri...

 

Burada üniversite maratonunda başarılı gençleri tebrik etmeden geçemiyor insan ama; iki buçuk saatlik sınavda ter döken ve sınav sonucuyla başarısız sayılan gençlere de kolaylıklar diliyorum. Sınav hayatın ölçüsü değil ve disiplinli çalışmayla başarıya varılır.

 

Hem benim oğlum ya da kızım, sınav kazandı ya da kaybetti, size ne?

 

Geleceğimiz, gençlerin başarısı ve başarısızlığı hepimizin ama, burada "sana ne, bana ne yok"! Çünkü bu çocuklar hepimizin. 

 

Herkese, "bana ne" siz, "sana ne(?)"siz günler diliyorum.

 

Şadıman Şenbalkan

 

***

 

 

Bu yazıyı, benim de üyesi olduğum bir sitede okudum. Yazarını - ne yazık ki - tanımıyorum.

 

Eğer bir gün yolu buraya rast gelirse, yazısını Telve'ye aldığım için, dilerim bana kızmaz.

 

Bir süredir feci şekilde rahatsızlığını hissedip, düşünüp durduğum bir konuyu işlemiş. 

 

"Teşekkürlerimle..." diyeceğim ama haberi olmayacak muhtemelen.

 

Olsun.

 

Neyse... Zaten;

 

 

"Kime ne ki?"

 

 

 

MU/Telve, 300406

 

 

Telve'de bu başlığa (1) yorum yazılmıştır:

  1. Yazan: Şadıman ŞENBALKAN (85.107.71.57) | Tarih: 29.5.2006
    Konu: HABERİM OLDU
    BANA MESAJ YAZAN OKURUMU TANIMIYORUM, ÇÜNKÜ İSMİNİ SİTENİZDE YAZMAMIŞ. KENDİSİNE TEŞEKKÜRLERİMİ BİLDİRMEK İSTERİM...
    ŞADIMAN ŞENBALKAN

    ***

    Bu büyük sürpriz! Lâkin bir şeyi tam olarak anlayamadım, bağışlayın: "Bana mesaj yazan okurumu tanımıyorum..." derken, sizin nefis yazınızı konu alan yazıyı yazandan mı söz ediyorsunuz, yoksa yazınızı kullandığımı bir mesajla size haber veren başka bir kişiden mi? Eğer ilk şık geçerli ise bloğumda yer alan tüm yazılar, alıntı olduğunu belirtmemişsem, tabii ki bana aittir ve bu durumda bir kez daha teşekkür ederim.

    İkinci olasılık geçerli ise, üçüncü bir şahıs yazınızı konu ettiğimi size bir mesajla bildirmişse, o zaman ona da teşekkür ederim ama yazınızın burada bulunmasından bir hoşnutsuzluk duyup duymadığınızı net olarak değerlendirememiş olurum.

    Ama öyle olsaydı, "kaldırın yazımı buradan" diye yazardınız, değil mi?

    Telve'ye hoşgeldiniz, mutluluk verdiniz. Saygılarımla...


    Düzenleyen mufituzman gün: 29/5/2006 saat: 02:23

    Bağlantı » Düzenle » Sil

 


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->