22/3/2007 - Pencere / silencio

 

Pencere

 

 

Yine yağmur yağıyor. Hüzün içinde, telaşa yenik kaçışıyor ayaklar. Pencerenin önündeki battaniyenin üstünde uyuşukluk içinde uzanıyorum. Uyku, odanın sıcaklığı ve yağmurun ninniyi andıran sesi ile ortaklık yapmış, esir almaya çalışıyor bedenimi. Dayanabildiğim yere kadar dayanacağım.

Sevinç televizyonun karşısında yine. Çayıyla ıslattığı boğazını sigarasından çektiği derin nefeslerle kurutuyor. Birazdan kalkıp kitaplarına yönelir. Bir süre karıştırır onları. Belki benimle oynar da. Ama şimdi oynamak istemiyorum. Uykum var.
Yağmur hızlandı. Dışarısı görünmez oldu artık. Uykuya en güzel yerinden merhaba demeliyim.


*


Güneş yakmaya başlamışken bedenimi uyandım. Zor da olsa pencereden sızan ışıkları ne kadar yakıcı. Yaz yağmurları böyledir ya, bir anda boşalır gökte ne var ne yoksa, ardından güneş sıcak yüzünü gösterir. Her yeri toprak kokusu sarar. Sokaktayken, bu zamanlarda ortalıkta kurbağalar, salyangozlar çoğalırdı. Salyangozları ellerimle iteler, sonra zıp zıp zıplayan kurbağaların peşine takılıp, deli gibi kovalardım. Şimdi pencerenin ardında arada bir görünce seviniyorum.

Sevinç uyuyakalmış televizyon başında. Anlaşılan uyku onu da esir almış, kitaplarına ulaşamadan. Uyanıp biraz aralasa da pencereyi, sigaranın ağır kokusu dağılsa. O da sever bu havaları. Pencereyi aralayıp bir sigara daha yakar. Ne anlar, bilmem.

Bazen de birlikte oturur seyrederiz dışarıyı. Her seferinde hayıflanır sadece insanların ayaklarını gördüğü için. “Hiç değilse yüksek giriş olsaydı. Ona da razıydım. Bir ağaç görürdük en azından.” Sonrasında bir sigara daha yakar ve dalıp giderdi. Biraz hava almak için dışarı fırladığımda da “yüksekte otursak sen de bu kadar mutlu olamazsın ama” deyip gülen gözleriyle beni kollardı bir süre.
Şu pencereden kaçıp gitmek gibisi yoktur. Sevinç, yağmurlu havalarda çıkmama izin vermese de kuru zamanlarda hiç sıkmaz beni. Hele sabah serinliğinde cıvıldaşan kuşları kovalayıp korkutmak kadar eğlendiğim zamanlar azdır. Bir de Sevinç’le oynadığım zamanlar.

- Kadifem! Uykucu oğlum benim!

Kadife? Bu benim. Uyanmış Sevinç de. Hemen gözlerimi kırpıp ona gülümsedim. Biraz gerinip kendime geldikten sonra yere atlayıp yanına gittim. Elimi dizine vurdum. Oynayalım hadi.

- Oyuncu! Gel bakalım, gel de seni biraz boğayım.
O karnımı gıdıklıyor, ben eline küçük ısırıklar atıyorum. Sevinç, seni çok seviyorum!
- Miyaov!
- Hadi, biraz pencereyi açalım. İçeriyi havalandırırken sen de dolaşmış olursun.
Bir çırpıda dışarı attım kendimi. Toprak ve yağmurun zayıf kokusunu içime çektim.
- Zıpla zıplayabildiğin kadar. Yeni eve gidene kadar tadını çıkar.
Yeni ev mi? Dönüp gözlerine baktım Sevinç’in.
- Bakma öyle, yeni dedikse bahçesiz demedik. İkimiz de güneşe daha çok bakacağız.
Hemen yanına dönüp, yüzüne yasladım kafamı.

Bir kuş uçtu sanki şu ağacın oraya!

 

 

silencio

Kaynak: mevsimsiz, 13 Nisan 2005

 


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->