Yaşam, sanki bir fincan kahve. Sade, az, orta ya da şekerli; içiyor, tüketiyoruz. Kalan, fincanın içindeki "telve". İşte, bunu paylaşmak istiyorum. Çok şey mi istiyorum, ne bileyim...
Tepedeki .gif'e rastladım bir yerde. Vanessa'yla ve şarkıyla ilgisiz ama o oldu, güzel durdu!.. Aydede olasım geldi, yalnız dede oldum.
Oldu mu?
Ha, unutmadan; parçanın Caravans filminin müziklerinden olduğunu hatırladım. İyisin, hoşsun, cıvıl ve çıtırsın Vanessa ama parçanın orjinalini daha çok tuttum, buraya da koydum:
Afyonumun patlaması için çeşitli dönemlerimde muhtelif yöntemler bulmuşumdur. Misal tee gençkene, pavyonlarda zebahladığım yıllarda işkembecilerde patlardı afyonum. Bol sirkeli, epey acılı, iri taneli çorbalarla.
Bu işi bırakıp göya daha ciddi işlere bulaştığımda, toplantılarda patlayabilmek amacıyla, okkalı acı kahveler kullanır oldumdu. Tercihen filtresiz Gitanes cigaralarla birlikte..
Netekim ne şişede durdukları gibi durdu meretler, ne de yalnızca duman olup havaya karıştı nikotinler. Kaderimin oyuncaklarıyla işbirliği içerisinde türlü-çeşitli entrikalar çevirip naçiz vücudumu toprakla bütünleştirebilmek için tüm hünerlerini sergilediler.
Kiminle dansettiklerini bilmiyorlardı tabii. Dansetmeyi bir türlü beceremedimse de yıllarca nice çiftleri dans ettirmiş akabinde çiftetelli ve de hatta Teke Zortlatması bilem oynattırmış biri olaraktan kolay yenilir-yutulur lokma olmadığımı rahatlıkla söyleyebilirdim sanırsam.
Ayrıcana beyinsel özürlüymüşümdür doğma büyüme.
Ehi, işte bu nedenler sebebiylen çok ama çok senelerdir rüya görmez, nedir bilmez idim. Sanırsam geçirdiğim beyin kanamasını müteakip Çapa Resort’da kanırtılan kafatascığımın arasına sokuşturulan bir malzeme, bilimsel olarak açıklayamayacağım bir reaksiyona yol açtı. Sankim gelmişime, geçmişime, bilinçaltıma, yedime, sekizime (bbööyykkkk, ne kadar iğrencim hamdolsun), dokuz geliş, dokuz gidiş şeritli yollar, viyadükler, hızlı tren rayları, köprüler, barajlar, GSM istasyonları, parklar, bahçeler, koyun – keçi heykel sürüleriyle bunların yanlarına çoban maketleri gibi sanatsal eserler kazandırdı. Umarım bi önceki cümlenin başını unutmuşsundur okuyucu. Ben neden bahsettiğimi unuttum çünkü.
Eyhh.. Havalar da ısınıyor. Bahar geldi. Ben her bahar aşık olmam. Zaten aşk dediğin ne ki? Neydi hakkaten? Ne bileyim. Neysse.. Ne diyordum?
Afyon.
He he.. Unuttum sanıldı de mi? Hiç bilem. Özellikle Cumhuriyet sucuğu tesisleri ile şimdilerde her yerlere zincir yapmış olan.. hssss.. neydi ülen.. uy anam, haykkatten adını unuttum galiba.. oolum Bağdat Caddesinde, otobanda bilem şube açtıydı ya?.. İkbal bea. Ohh! İşte onun tesislerinde sabaha karşı arabadan ineceksin. Dışarıda kar yağıyor olacak. Sen otomofilde iyice ısınmışın, üstelik ha uyuyacan, ha uyudun. Sovuk yüzüne çarpacak, içeri girecen, tuvalete gidecen, elini-yüzünü yıkayacan. Yok! Burnunun davet ettiği yöne uyurgezer gibin yönelecen, bi yer bulup çökecen. Çöker çökmez önüne konduracaklar yumurtalı sucuğu, bi de demli duble çayı. Bak bakalım afyonun patladı mı, patlamadı mı..
Ablam benim, bunların konumun özüylen ne ilgisi var? Ben diyorum adın ne, sen diyorsun ayda insan geziyor. Rüya diyorum, görmezdim hiç diyorum, derin derin uyur, belki de horul horul horlardım, ne kadar rahattım diyorum. Beyincikime taktıkları klipsden midir, patlayan baloncukumun patlamadan sonra gerekli merkeze yaptığı basıncın ortadan kalkmasından mıdır nedir, ne değildir, kim bilir..
..nedir teyzecim bu? Gözümü kapamaya gelmiyor. Üçü bir arada, devamlı matine, öğrenciye, emekliye indirimli kısa metrajlı film festivali.
Geçen gün, kırmızı bir Honda aldım. Tuhaf bişi. Her tarafıyla oynanmış. Ben diyeyim önceden Elvis Presley, sen de Kaportacı Hulki Usta kullanmış. Gaza dokundun mu kapılar kanat oluyor, uçuyorsun. Tüm benzin istasyonlarına vizesiz konuyor, depoyu dolduruyorsun. Gez babam, gez.
Şaka’nın dürtüklemesiyle uyandım. Tabi çıktık dışarı. Dışarıda Şaka doğal çıkartmasını yaparken aldı beni bir panik; abi araba yok? İyi ki telefonu şarjda bırakmışım, yoksa 155’i arayacağım. Nassı üzüldüm, nassı perişan oldum, anlatamam. İçeri döner dönmez kendimi otomat kumandama bağlayıp bir gözüm kapalı Şaka’nın temizliğini hallederek uyumaya devam ettim.
O ne?
Aç tavuk kendini darı ambarında görür misali neffis bir teknede, neffiss bir masanın başındayım. Tereler, rokalar, Akdeniz ve Ege otları, nane-limona doymuş Gemlik zeytinleri, uzun zamandır görmediğim eski bir dostum da masada.. Ağzında maydonozlarla tam kıvamında bir kofana.. Uyanmamalıyım, afyonum patlamamalı. Ya o tekerlekli servis arabasındaki rakılar? Hanki marka, hanki ebat istersem eepsi oradalar. Komşunun rakısı Uzolar bile varlar.
Heyhat! Hattına şeyttiğimin cebi. Fırlatıp attım ama hem telefondan, hemi de uykudan olduk. Hayır, gözümü kapadığımda kaldığım yerden devam edebilsem sorun yok. Her seferinde yeni bir film, yeni bir macera.. Makinist yılların hıncını alıyor, biriktirdiği ne kadar film varsa hepiciğinden accık sunuyor.
İşin en kötüsü ise genellikle pişikolojik, tarihi, entel, siyasal, bilim-kurgu, dram, korku… Oysa benim tarzım değil bunlar. Özlediğim çiçek, müzik, hafif erotizm, safca aşk, deniz, yosun..
Hani uyanıkken bulamadıklarımı, rüyalarda buluşuruz diye sayıkladıklarımı bari araya parça olarak kosun!
Görükdüğü üzre son derece kanaatkârım. Gündüz niyetine, hayırdır meaşallah diyerekten yeniden istihareye yatmaktayım!
Bunların soyuyla ilk tanıştığımda, yeni evliydim "halâ".
Hanım tutturmuştu; "köpek!" yahu, evde var bebek?
Dedim ya, evlilikte var yenilik, "peki" demişim, haberim yok ya, yapmışım bir enayilik!
Aç-bilaç, yorgun, bir gün geldim evime, kapıyı açmak ne mümkün? İçeride bir canavar, dışarı geliyor gürleme!
Mecbur, girdim içeri, önce gördüm sivri dişleri. Baktım, "o şey" gidiyor geri, yüreklendim o an, yürüdüm ileri.
Belki bir karış boy, al, mendil cebine koy. İki koca kulak, ip kuyruk, yok eti; o ses olmasa, dersin, sıpa maketi.
Sordum eşime; "güzelim, bu ne?" Yanıtladı neşeyle, "O bir Meksika'lı çingene!"
Çingenelere laf söyletmem, iyi bilirdi; yemiştim golü, maçı bitirdi.
Çaresiz, tamam dedim. Uzatmayacağım. Ama, şartım var; adını ben koyacağım.
"O şey"e dedim, adın Gipsy, bu kardeş, bu ana, ben de baba, bu kadar ailemizin hepsi.
Onunla geçen günler, aylar, yıllar... güzeldi gerçekten, anlatsam, yetmez sayfalar.
Her şeyin var ya bir başı, bir sonu, yaptı 1 Nisan'da şaka, oynadı son oyununu.
Yaşam, her canlı için aynı, ayırmıyor çiçek, böcek, insan. Kabullenebilirsin bu gerçeği, yuvandaki meleklerden destek alır, destek olursan.
Şimdi, bir başka dost evimde, hangimiz önce gider bilinmez, yaşı benden çok genç, boyumuz aynı, "yemek!" dedi mi, komutu ikiletilmez!
Bu kadar yazabildim, ite-kaka fazlası elimden gelmiyor. Çek(iniz) patini(zi) klavyeden ŞAKA, yandakine mouse derler, köpeklerce yenmiyor.
***
Son sözüm:
Diyor ki birileri; köpek giren eve melek girmez! Yaradan'ın yarattığını sevmemeye benim gücüm yetmez. Bu günah ise -ki ulema bilir, ben ne bileyim? Çocuğuma, annesine şeytan diyenlerin alimliğinden; bırakın da hakkım olsun, şüphe edebileyim.
"Telve"de bu başlığa yazılmış yorumlar:
Yazan: dgray (81.213.103.191) | Tarih: 20.4.2006 Konu: ... gercekten cok hos olmus.. köpekleri, çingeneleri ve sıpaları seferim hemde cok.. Ve olmayan köpeğim vazgeçilmezimdir ki bir gun olacak.. :)
Yazan: isimsiz (85.105.50.10) | Tarih: 7.6.2006 Konu: yine ben İki kızkardeşimin ikişer köpeği var....cemo,kara,yaren,tara...seviyorum o kadar..bakamam...ben seveyim...) başkası baksın beslesin...
Yazan: PETUNYA (85.102.121.198) | Tarih: 13.6.2006 Konu: BİZİM EVDE MELEKGİRMEZ GERÇİ MELEKGİRMEZ ADANADA TOPTAN GIDA SATIŞI YAPILAN BİR ÇARŞI İSMİ YA NEYSE.BİZİM EVDE DE SEVİMLİ BİR PİTTBULL KARA KIZIMIZ DOGİMİZ VAR.ÇOCUKLARIM KOOPERATİF KURUP ORTAKLAŞA BİR PETSHOPTAN ALIP GETİRDİLER.EVLAT HATIRINA ÇİĞ TAVUK YERİM YA BİLİRLER.MECBUR KABUL ETTİM ÇOK İSTİYORLAR DİYE.BİR DOLU PİTBULL HİKAYELERİ OKUYUP DİNLEDİM AMA BİZİMKİ ÇOK ŞEKER.. KÖPEK SEVMEYEN BEN ONSUZ YAPAMIYORUM ARTIK.ÇOCUKLAR BIKINCA DA BAKIMI BANA KALDI.EN GÜZEL KARŞILIKSIZ DOSTLUK ONLARDA.
Bunu - kendimce - güncemde gündeme getirdiğimde 20 Nisan 2006'ymış tarih. Vay canına! 2009 olmuş, değişen bir şey yokmuş. Unutmadım seni işte Gipsy Bey. Umarım sen de beni unutmamışsındır. Bizi unutanları.. boşverelim. "Alıştık artık." diyelim.