Yaşam, sanki bir fincan kahve. Sade, az, orta ya da şekerli; içiyor, tüketiyoruz. Kalan, fincanın içindeki "telve". İşte, bunu paylaşmak istiyorum. Çok şey mi istiyorum, ne bileyim...
- Evet, evet olabiler.. Sana ne, sen biliyor musun ki bu bayram, ne bayramı?
- Kurban bayramı, gurbanın olduğum, gözünün yağını yidiğim..
- Ha, hı.. Ama sen karşısın ya kurbanlıkların kesilmesine salak? Sanki her gün kesilmiyor mu hayvanlar entegre tesislerde? Ne demeye herkesin bayram ettiği gün zırlıyon?
- E be gözünü sevdiğim, işte onun için zırlıyom. Ben 20 yıldır et yemesem de bu hayvanlar zaten her gün kesiliyor, biliyoz. Senin aklına neden sadece kurban bayramında bir tören ile borç-harç aldığın hayvanı kestirip, etini de üçe böldürüp, üçte birini nereye dağıtsam diye düşünmek geliyor?
- Kem, küm. Hık, mık.. Allah rızası, çevre kaygısı, mahalle baskısı. Kestirmeden olmaz ki.. Rezil olurum apartumana, konu-komşuya.
- Kaç para çektirdin kredi kartından?
- 240 yetale.. sorulur mu canım? Helali hoş olsun. Sevabı yan cebime dolsun.. Eh, bi de elâleme karşı havamız olsun.
- Peki. Öyle olsun.. da.. Sen hiç hastanelerin koridorlarında gezindin mi bu aralarda?
- Hoşt! Ağzından yel alsın. Allah yazdıysa bozsun. Ula bayram bayram keyfimi ne demeye kaçırıyosun?
- Kızma yahu. Hani borç-harç kurban kesiyorsun, sevap işliyorsun ya, o açıdan sordum. Bazı hastalar damardan verilen mama ile beslenip "canlı" tutulmaya çalışılıyorlar. Bir poşet mama kaç para, biliyor musun?
- O başka, bu başka.. Kurban kesmek Allah'ın emri!
- Pardon, benim gönül gözüm çapaklanmış olmalı; okudum da göremedim! Senin beyin gözüne ne oldu? Kurbanlık misali, bıçağı görmeyesin diye tülbentle diil de -adı lâzım diil- başka bişi ile mi örtüldü? Sen inancın doğrultusunda ibadetini yap. Kurbanını kes, dilediğince dağıt, kavurmanı ye.. afiyet olsun, Allah kabul etsin. Ama, bak sana yine söylüyorum; beni anlamaya çalış: Bir deri - bir kemik kalmış, bilinci açık olduğunda Allah'ına yakaran yataktaki "şu şanslı hastaya" üfleyerek soğuttuğun taze kavurma değil, sosyal güvenlik (!) kurumlarının bile bedelini ödemediği üç-beş poşet sıvı mama lâzımmış.
Fiyatı el yakıyormuş.
... Hastanesinin doktoru;
"Benim yılda ortalama 250 - 300 hastam olur.. ve hastalarım her yıl değişir.." diyormuş.
Anlıyor musun muhterem kardeşim.. Yalnız oradaki bir tek doktora ulaşmayı başarabilen şanslı (!) 250-300 hasta, son günlerinde belki de bir-kaç poşet mamayla bir sonraki yıla ulaşabilecekken,
ölüyormuş.
Zaten her gün hayvanlar kesiliyor, etler poşetleniyor. Yılın 361 günü, kendi ihtiyacını karşılamaktan arta kalan kısmı fakir-fukarayla üleşmeyi düşünmeyip sevap kazanmayı şu dört günlük kurban bayramına erteliyosun.
Benim öyle de bir lüksüm yok. Mesela.. hiç değilse yılda dört gün, "yalnızca" bir hastane köşesinde ölümle pençeleşenleri belki bir kaç gün daha yaşatabilecek ilaçlar, sıvı gıdalar.. için yardım elimizi uzatsak dediğimde,