Yaşam, sanki bir fincan kahve. Sade, az, orta ya da şekerli; içiyor, tüketiyoruz. Kalan, fincanın içindeki "telve". İşte, bunu paylaşmak istiyorum. Çok şey mi istiyorum, ne bileyim...
Pencerenin pervazına birikmiş bir avuç tertemiz karın üzerine pekmez akıtıp yemeyi..
Ne kara akan kanlardan haberim vardı o zamanlar, ne de hastalıklar korkuturdu beni.
En fazlasından sokaklardaki kedilere, köpeklere acırdım.. saçaklardaki güvercinlere, sakalara, serçelere.. Sanardım ki tüm insanlar mutlu; zaten kar da bütün pislikleri beyazla örtüyor, dünyayı temizliyor..
..yeni bahara hazırlıyor.
Çocukluk ne güzelmiş.
Geç farkettim. Ama istesem de çocuk kalamazdım ki?
İstesek de çocuk kalamıyoruz ama o çocuk yine de kalıyor bizimle birlikte. Yetişkin olan bana inat, sanırım benim çocukluğum hâlâ benim yanımda. Ama saklambaç oynuyor eskisi gibi.
Bense körebe.
Dün bi radyo ropörtajında dinledim, "Kar yangınları"nı Gülay derler bi şarkıcı söylermiş..Burada şahane kar yağdı sabah..Bembeyaz döndüm eve..Ne acıları örtebilir ne kötülükleri..Ne yangınları söndürebilir, biliyorum da..Karı seviyorum ben..İçten saygıyla..