10/1/2008 - İstanbul'u Şiirlerde Hissetmek...

Kategori: Siir Seckileri

(Kemal Duykan, "sanal alem"den tanıdığım bir isim. "Amatör Kameradan İstanbul" başlığı altında çektiği İstanbul fotoğraflarını internet ortamında sergiliyordu. Onun fotoğraflarının bir bölümünü -elbette izniyle-, kurcaladığım bir slide-show yazılımıyla işleyip Cem Karaca'nın sesinden "İstanbul'u Dinliyorum" ile birleştirince, ortaya üstteki video çıkmıştı.)

 

 

İSTANBUL'U DİNLİYORUM

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı,
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular,
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

ORHAN VELİ

***

Yedi tepeye sığmıyor artık İstanbul. Bilmem kaç tepe, en az bir o kadar da köyü var da, karanlık yüzü yok mu sanki?

Olmaz olur mu?

    İSTANBUL

 

benim bir de istanbul maceram var

995 te başlayan,  yağmurlu bir kasım gününde

heyecanlı, bir o kadar da gergin

yazmıştım istanbul’u ilk kitabımda

ister gel,  ister gelme

geçmeziyem bu şehrin

men güzelden anlarım

istanbul şah-ı  şehrin

demiştim bir gezmede istanbul’u

şimdi ne yazmaya ne gezmeye

şimdi kötüleri üzmeye gidiyorum

95 kasımında yağmurla beraber

kapalıçarşıda Orhan Veli’yle tanışacağım

Topkapı, Ayasofya, Sultanahmet

belki de dervişlere karışacağım

kimbilir bir bakarsın boğazda teknelerle yarışacağım

ihtimal zayıf ama

belki de en bilinmedik küfürlere alışacağım

istanbul sana geliyorum

yağmurla beraber

95 kasımında

böyle başladı işte

böyle gidişle

ve 96 kasımında yağmurla beraber döndüm

heyecanlı, bir o kadar da üzgün

ne mi oldu? ne mi kaldı geride?

1 - Deniz

yaş 18..  sonuç aşırı doz

hayalleri, anıları bir küçük not defterinde yazılı

o kadar

2 - Can..

yaş 17, topuğundan bile iğneliydi

son sözünde yaşamak istiyorum dedi

uyuşmadan yaşamak!!!

3 - Esrahan..

ey güzel gözlü kız

çok uğraştık seninle biz

"yaşamam için ufak bir sebep.." demiştin

denizi göstermiştim

"öldü" demiştin

oysa ben maviliği demek istemiştim

gözlerin gibi, maviliği

şimdi cezaevinde

zaten evinde de cezalıydı

4, 5, 6..

gider böyle geride kalanlarım

ey be istanbul,

ey uyuşuk taş toprak

bana güzellikten sözetmeyi bırak

ben senin o ışıltılı gecelerinde

o boğazının sahte kalabalığında

bir tek şiir yazmıştım  yalnızlıktan bunalıp da sevgiliye;

denize kızıllık düştüğünde

bir martı misali havalanırım

aklımdan gözlerin geçtiği anda

en durgun sularda dalgalanırım

ellerin gerekli su içmek gibi

son dilek misali bir idamlıkta

tutmalı, öpmeli, okşamalıyım

şefkatin olmalı bu karanlıkta..

topu topu bu işte geriye kalan

kimi mezar taşında,

kimi yalnızlığımın ak kâğıdında

ve benim için istanbul

artık sabıka kaydında..

 

BEDİRHAN GÖKÇE

 

***

 

İstanbul'u sevip sevmemek, o kadar da önemli değil. Şiirlerdeki  İstanbul'un yerine ayrı düştüğün, özlediğin yerleri, burnunda tüten birilerini koysan da olur. O bir yerlerden, o birilerinden yalan bile olsa mutluluk haberleri alsa insan, mutlu olmaz mı?

Olur..

***

Ekşi'de, bildiğimin aksine aşağıdaki şiirin Cem Karaca'nın değil Nazım Hikmet'in olduğu da yazılmış ama şimdilik bunu es geçmek durumundayım. Her kimse asıl sahibi, O'nun yüreğinden, kaleminden çıkmış, bana kadar ulaşmış, sabaha karşı beni bir güzel sarsmış:

 HEP KAHIR

dur ! bırak ! 
kaynasın kahvenin suyu 
bana istanbul’u anlat nasıldı?
bana boğazı anlat, nasıldı?
haziran titreyişlerle kaçak yağmurlar ardı 
yıkanmış, kurunur muydu o yeditepe 
ana şefkati gibi sıcak bir güneşle..

insanlar gülüyordu de,
trende, vapurda, otobüste
yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle...
hep kahır, hep kahır, hep kahır,


bıktım be...

dur ! bırak !
kalsın, açma televizyonu!
bana istanbul’u anlat nasıldı?
şehirlerin şehrini anlat nasıldı?
beyoğlu sırtlarından, yasak gözlerinle bakıp,
köprüler, sarayburnu, minareler ve haliç’e...
diyiverdin mi bir merhaba gizlice?
insanlar gülüyordu de,
trende, vapurda, otobüste
yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle...
hep kahır, hep kahır, hep kahır,


bıktım be...

dur ! bırak !
kımıldama, kal biraz öylece ne olur...
kokun istanbul gibidir,
gözlerin istanbul gecesi,
şimdi gel sarıl, sarıl bana kınalım
gök kubbenin altında orda da beraber.
çok şükür diyerek yeniden başlamanın hayali,
hasretimin çölünde sanki bir pınar gibi...
insanlar gülüyordu de,
trende, vapurda, otobüste,
yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle...
hep kahır, hep kahır, hep kahır,


bıktım be...

***

Şu an bu şiirler benim, ben şiirlerdekiyim. Güneş doğar, 90 km ötedeki koca kente ring seferim başlar yine..

Bazen, başka bir ülkeden gelmiş, İstanbul'u pek sevmiş de yine özlemiş olmayı düşlerim..  Andy ile Paul'ü dinlerim:

 

Sonra bu da geçer..

 

İki damla yağmurda kilitlenen trafikte, orman kanunları ile başbaşa ve çoğu kez denizi görmeye bile hasret...

 

şiirlerdeki İstanbul'u hissederim.

 

 

Üstte Kemal Duykan'ın İstanbul fotoğraflarından oluşturduğum videoyu paylaşmıştım, bu sayfalara yolu düşenlerle..

 

Ne yazık ki, şimdi bir başka haberi paylaşmak durumundayım:

 

Kemal Duykan'ı, "sanal ortamda" tanıdığım, kendisini hiç görmediğim ama yazılarını okuduğum, fotoğraflarını izlediğim, bir-iki kez e-posta aracılığıyla yazıştığım Kemal Ağabey'i 8 Ocak 2008'de sonsuzluğa uğurlamışız..

 

...

 

Saygıyla ve rahmetle anıyor; tanıyanlara, sevenlerine sabır diliyorum.

 

 

Düşüncelerinizi paylaşmak isterseniz 
LÜTFEN BURAYA TIKLAYIN.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->