15/7/2007 - Hoop!..

"Birgün belki hayattan,
geçmişteki günlerden bir teselli ararsın… Bak o zaman resmime,
gör akan o yaşları." (*)
Yer: Bir Anadolu kenti, eski mi eski, soğuk mu soğuk.
Zaman: 70'li yılların son demleri. Yaşı uygun olanlar anımsar belki. Hani, bir küçük paket çay, margarin için kuyruklara girilen, o paketi alabilmek için yanında şampuan, deterjan alınması zorunlu günler.
Parka ve kabanların "sembol" olduğu, aynı "yön"deki görüşlerin "fraksiyon"lara bölündüğü, "olay"lardan uzak durmaya çalışanların "renksiz"likle damgalandığı günler.
60'ların mutlu bildiğimiz gençliğinin, her on yılda bir darbelere alışmaya başlayacakları günler.
Yaşamın, her ne olursa olsun akmaya devam ettiği; hüzünlerin, mutlulukların, özlemlerin, sevdaların, ayrılıkların -şimdiki gibi- yaşandığı günler.
Öyküm, işte öyle bir zaman dilimine ait. O "esmer" güzelin, o siyah/beyaz resimlerin döktürttüğü kimi zaman mutluluk, kimi zaman hüzün gözyaşlarının yeniden göz pınarlarına gelivermesine, burun direğinin sızlayıvermesine ait.
Öyle derler; yaşlılık kolay değil. İki dakika önce tanıştığının adını unutuverir de, yıllar öncesini bugün gibi anımsarmışsın. Kendi üzerime alındığım yoktu, yakın zamana kadar da; yavaş yavaş vaktim yaklaşıyor mu ne, ne bileyim…
… "Çingenem"i anımsayıverdim.
Sinik bir anason kokusu var. Kırmızı ile hiç ayrılmaya niyeti yok, belli. Sis, pus değil dalga dalga çöken Duman olmasına duman da, nikotin ötesi isli.
Çok ses var, Tanrım!
Sen bilirsin, ben uğultudan, bir de karanlıktan korkarım.
Biraz yavaş, tek tek konuşun hatta susun; dinleyin beni, n'olur?
Sen... Beyim, daha bu sabah Köprübaşı'nda kurşun atmıyor muydun bu baya? ve de sen, bayım "Görüşeceğiz" diye bağırmıyor muydun ona?
Sabah kaldırımlar arası slogan, akşam masadan masaya meyve tabağı, anladık götürmüşsünüz cukkayı havadan sudan, oradan buradan.
Kırk dakikanız var, gireceksiniz yine birbirinize. Derdim o değil, bana ne..
ama susun, ya da az biraz yavaş bakmasın bana ters, demesin "ulan hergele, ulan üniversiteli ayyaş"!
Burası meydan değil, Reyhan 26 benim şarkımı söylüyor Çingenem duyamıyorum, ritm kaçıyor, kızacak, bir daha söylerse patrona, adam beni işten atacak.
***
Kırık bir gülümseme, buruk bir duygu yerleşiveriyor insanın dudaklarına, yüreğine. Bir geçmişe uzanıyorsun, bir tansiyon ilacına. Elinde kalmışsa eğer birkaç solgun resim; göğsüne bastırıyor, kokluyorsun. Biliyorsun istesen de durduramayacağını zamanı, sıkı sıkı sarılıyorsun anılara, sesleniyorsun:
Eski bir şehirde biri vardı, tanımazdınız. Nam-ı diğer "sellektör" kırpışırdı bir gözü, bakamazdınız.
"Belki" vardı, Çelikten marka değil, adı o, "iyi" arkadaştı gerçekten.
Köprünün başında patlar molotoflar yanıbaşımda
kan deli, akar ten ateş, yanar yakar...
Oysa zaman cahil, bilmez es, senkop durmuyor bağırsam da;
"Hooop!"
***
"Ve işte arta kalan, bir avuç anı şimdi…" (*)
Eh, zaten bir zamanların efsane gurubu
ELP de demişti;
"Ces't La Vie" (**)
(*) Cem Karaca'nın "Resimdeki Gözyaşları"ndan.
(**) Ces't La Vie: İşte hayat. Yaşam bu.
|