Yazacağım paragraflar, kafamdan yukarı doğru yükselen konuşma balonlarını temsil edecek olup, bu vesile ile çizgi roman yapımcıları saygıyla anılmaktadırlar, tarafımdan. Eğer, konuşmacının ağzından bu balonlara uzanan çizgiler kesiksiz olursa, o, yüksek sesle konuşmaları anlatır. Küçükten büyüğe doğru çap genişleten daireler, sonuçta konuşma balonuna ulaşıyorsa; o da, düşünceleri gösteriyor demektir. İşte, aşağıdaki sözcüklerim, kendi kendime konuşma balonlarımdır …da, şu ana kadarkiler de kendi kendime konuşmalarımdı? 40 yılda bir, bir ukalâlık yapayım dedim, yine saçmaladım. Ağzıma zzdarrt! ---> Olsun, "dikkat" kesilelim, 'biiip' demedim, niye?
Çünkü, buraya koyduğum ses, alışılagelmiş sansür sesi değildir! Hani, tıkanmış trafikte aralardan derelerden geçmeye çalışan ambulans, normal sireninin dışında, önündeki hanzoyu dürtmek için farklı bir ses çıkartır ya; bir yandan da aracın hoparlöründen seslenirken, 'azvrt vazrrt - DV 554, sağa yanaş, çabuk!' diye. İşte o ses, ayıpçı kelimeleri örtmek üzere öttürülen 'biip' sesinden daha etkilidir, daha bastırıcı ve akılda yer edicidir. Öndeki hırtın yüreği bir an ağzına gelip, ister istemez direksiyonu sağa kırar bencilce bir refleksle.
Bu ses, otobandaki gişe kuyruklarında da duyulabilmektedir zaman zaman. Normal, sıradan, adi sürücülerin arabalarında sağ veya sola dönüşlerinde (bazen) kullandıkları sinyal lambaları vardır. Bir de genellikle koyu renkli, camları da simsiyah olan özel araçlar bulunmaktadır, ortamda.İlk bakışta farklılıkları belli olmaz, plakaları da beyaz zemin üzerine siyah harflerle işlenmiştir, diğerleri gibi. Ama, reklamın amacı nedir? Farkı ortaya çıkartmak, hedef kitleyi çarpmak! İşte bunların ön sinyal lambaları, gişe kuyruğuna yaklaşmaya başladıklarında bir çift deniz çakarı gibi kıpraşmaya başlar.Gün ışığında bile farketmemeniz mümkün değildir! Öndeki kara camlardan biri aralanır, açılan camdan içeri bile bakamazsanız. Kazara bakarsanız, gördüğünüze inanamazsınız; direksiyondaki korkunç suratlının yan koltuğunda bir sarışın kurulmuş, sırıtıyor olabilir ve belki arka koltuktan kahkaha sesleri geldiğini bile duyabilirsiniz kısacık bir an. Bir pençe, aracın tavanına, dibi mıknatıslı ve mavi mavi yanıp sönmekte olan rengi bozuk bir seyyar deniz fenerini yapıştırır, basar gider. Belediye otobüslerinin içinde, iç içe girmiş, omuz omuza vermiş, kaynaşmış, karbondioksitle yaşayabilen yaratıklardan, cama burnu yapışık olanlar, bu uzay aracına hayret ve saygı ile bakakalırlar. Siz de a-aa diye ağzınızı açar, egzosuna boğulursunuz. Tasvir etmeye çalıştığım, genelde etmeyi tasvip etmediğim ama dayanamayıp ettiğim küfürüme münasip gördüğüm ses, bir de o araçlardan çıkar.
O, kuyruğun en önündeki aracı durdurur, geçer gider. Peki ambulans? O da biraz daha güç olsa da geçmiştir gişeden ve sağa yanaşmıştır. Şoförün yanından biri fırlamış, aracın arkasına koşmuştur. Yavaş yavaş yaklaştığınız noktadan görebildikleriniz içinizi acıtır. Beyaz giysili bir kaç kişi çabalamaktadır ambulansın içinde. İdare binasından birileri de koşar oraya.
Sonra?
Yolu ikiye ayıran plastik, koca bariyerlerden bir-ikisi çekilir yana; kapısı kapanmış ambulans o aralıktan karşı yöne geçer. Sireni susmuş, ezik, yenik, üzgün, kızgın döner, gider geldiği yöne. Dikiz aynanızda, giderek küçülen mavi ışığın, isyan edercesine ekseni etrafında savruluşunu, altındaki araçtan ve içinde yatandan utanırcasına, çaresizce dört bir yana kaçma çabasını izlersiniz bir süre.
Sıranız gelmiştir, geçersiniz gişelerden …de;
…tepenizdeki konuşma balonunun içinde birbiri üstüne çaprazlama yerleştirilmiş kemiklere tutturulmuş kurukafalar, birkaç yıldırım sembolü, hırsla karalanmış kapkara bulutlar, becerebildiklerinizin en kötüsünden küfürleri temsilen helezon çiziktiriklerle…
…artık nereye gittiğinizi bilir misiniz, bilemez misiniz, ne bileyim.