20/7/2007 - Geri Kalmışlığımın Dayanılmaz Ağırlığı!

Kategori: Denemeler
Sevdiğim, saydığım ve bir süredir “iş” ilişkilerimizin “donmaya yüz tuttuğu” müşterimin ne istediğini şimdi şimdi anlamaya başlıyorum.

 

Geri kalmışlığımın dayanılmaz ağırlığını hissediyorum.

***

Adam iki senedir kartvizitinden şikâyetçi.

“Kartvizit” diyor; “çok önemli. Hem beni tanıtmalı, hem de farkımı yansıtmalı..”

Ben, eski kafalı!

İçimden konuşuyorum:

(Yahu bu kartvizit dediğin şey, yaklaşık 5 cm çarpı 8, bilemedin 9 cm’lik bir kâğıt parçası. Üzerinde adın, adresin, istersen ve varsa ünvanın yazılı. Maksat, yeni tanıştığın biri seni unutmasın, bir yere koysun, gerektiğinde okuyup seni bulsun. Ne abartıyorsun?)

Şimdi, gülüyorum.

Olur mu hiç? Bu kadar basit mi bu iş?

Kafam çalışmıyor ki,  bende karizma olsun. Kendim için egzantrik bir şeyler tasarlayayım, müşteriler de özensin, “bize de, bize de” desin, yeni yeni işler kapayım da çoluk-çocuğumun karnı doysun.

Yeni trendi sağır sultan duymuştu; sultan olmadığımı biliyordum lâkin sağırmışım, duymamıştım.

Büyük fırsat kaçırmıştım.

***

Oysa, “bana” yakışır bir kartvizit örseydim, ördürtseydim, ne biçim hava atabilecektim iş görüşmelerimde. Kimileri deri kaplı, kimileri altın varaklı albümlerinden kartvizitlerini çıkartıp birbirlerine sunarlarken ben de sandalyemin altında ayakkabımın sağ tekinden kurtarıp toplantı masasının kenarına dayadığım zarif ayakcığımdan çorabımı sıyırarak takdim ederdim karşımdakine:

“Valla, bu sabah giydim. Kok bak, mis gibin Hacı Şakir. Öteki tekini de verirdim ama sol ayağımda diş var sanırsam hehheh hee; başparmak tarafından patatis çıkmış. Ama söz, bir dahaki görüşmemizde yamar, getiririm. Zaten adım, adresim, telefonum bunda yazılı. Bir tek e-meylim diğerinde kaldı. O da önemli değil. Google’a adımı yazıver, çıkar oradan, anladın mı!”

***

Düşünemedik, beceremedik.

Basiretimiz mi bağlandı, şehre dağdan yarın mı indik...

…ne bileyik!

***

 

"Dost başa, düşman ayağa bakar"mış.

 

Valla billa kimseye düşman da, kimsenin ayağına meraklı da değilim.

 

Çorap tutkuları kendi ayaklarıyla sınırlı kalsaydı, ayak oyunları oynanmamış olsaydı, bu konuyu anımsamazdım bile. 

 

Gül/le güle "baş"ımıza da çorap örmeye başlamışlardı ya, sandığa az kala taşıyorsa biriktirdiklerim, ard niyetim yok; hard san'art adınadır denediklerim.

 

Maksat nostaljik ajitasyon olsun.

 

Yoksa buraya "vızıldayan arılar"ın "Tragedy"sini niye yerleştireyim ki? Sıfır beden birinden rektifiyeli bir "Sayenizde" koyardım, olur biterdi.

 

Tabi tabi, o da olabilerdi!

 

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->