19/3/2007 - Bir Zamanlar...

Kategori: Hayatin Icinden

 

 

 

 


 

 

 

...buzdolabımız yoktu, tel dolabımız vardı. Suyumuz testi içerisinde beklerdi.

Önce bir adet tahta kamyonum vardı, aslan pençesi ayaklı tahta masamızın altında oynadığım. Daha sonra yeşil plastik taksim olmuştu, tavanından uzunca sert bir tel çıkartılmış, ucu da direksiyon misali yuvarlatılmış.

5 kuruşa kader kısmet satardı çocuklar. Özenip ben de satacağım demiştim, nereden alınacağını bilmediğim için, çocuğun birinden yarısı "çektirilmiş", büyük ikramiyeleri zaten çıkmış kutuyu satın almıştım. Kalan ikramiyeleri de ilk müşterilerime yerlerini göstererek verince, bugünkü durumumun temelleri de atılmış oldu.

Olsun, aslında benimki pazarlama taktiğiydi. Müşteri memnuniyetini ön plana çıkarıp sürümden kazanmak gibi hedeflerim vardı da, daha ilk kutuda iflas edince işi geliştirememiştim. Sermaye yetersizdi, yoksa o-hooo!

Peki, bir de deterjan reklamı vardı. Hecelerin yerlerini değiştirip söylediğimiz. Bakalım hatırlayabilecek miyim?

 

 

"rıpıl rıpıl bemyazbe,
küügün bigi ilk,
taxMin,
maşırdaça taxMin,
laşıkdabu taxMin
bemyazbe paryaa;
kügün bigi ilk!"

 

 

...

 

 

25 Aralık 2004'de yazmışım... amanın, bu bile "bir zamanlar" olmuş . Siyah-beyaz TRT televizyonu döneminde, Seren'in babası Öztürk Serengil'in bir programı vardı; adını unutmuşum. Ama jenerikte kullandığı parçayı sanki kendi icra ediyormuşcasına ağzını açıp kapaması (playback yapıyor, deniliyor şimdiki Türkçe'de ), dansı,  mimikleri hâlâ gözümün önünde. En azından o müziği arayıp tarayıp buldum, günceme koydum.

 

Bu arada, "icra etmek" yerine ne kullanılıyor?..

 

...ve bir de, bana neler oluyor?

 

 

 

 

Yma Sumac - Gopher Mambo

 

 

 

MU / mevsimsiz, 251204

Edit / Telve, 220706

 

 


 

Tolga Bey'in dediğine göre; "bir şeyleri protesto ediyor"muş.

 

Şaka'dan sözediyorum. Canım benim. Protestosunu yerim.

 

Beyefendi koltuğun yerini değiştirecek, darbeli matkapla güç-bela çaktığım, içinden telefon, anten vs. kablolarını geçirdiğim süpürgeliğe benzer zımbırtıyı sökecek, internet bağlantımı bir kaç yerden dişleyecek, beni protesto edecek!

 

Bilgisayarımla, işimle arama girecek, dikkati üzerine çekecek.

 

Oldu!

 

Hakikaten oldu. Hiç bir şey yapamadım. Bu sıcakta epeyce bir terleyip kırıp döktüklerini gece gece onarmaya çalışmaktan başka.

 

Seviyorum bu hayvanı. Ne yapayım, elimde değil. Bana pek çok şey anımsatıyor.

 

Örneğin...

 

Yıllar, yıllar öncesi... Yaşı 40+ olanlar bilir. Cep telefonu neyim yokken... "Bazı" evlerde siyah, yandan çarklı, gudubet makinalar bulunurdu. Bunlara da telefon denirdi, ne garip rastlantı?

 

Üzerinde tuşlayacak düğmeleri olmadığından, yanındaki kol çevrilerek "santrala" bağlanılır, aranılacak şehir ve numara "yazdırılır"dı.

 

"Uzun Dalga" Ankara Radyosu'nda Türk Sanat Müziği konseri, ardından 15-20 dakikalık "Radyo Tiyatrosu" ya da "Arkası Yarın" tekrarı dinlenir, belki gece 23.00 sularında, "Gece Ajansı" başlarken, o siyah kutu tepinirdi dantel örtü üzerinde:

 

"Zırrrn... zırrnnn!"

 

Evin kıdemlisi, başkumandanı kimse kaldırırdı ahizeyi. Radyo dahil, herkes susardı:

 

"Aloo. Şehirlerarası. Kayıt bekliyor musunuz?"

 

"Evet?"

 

"Bekleyin!"

 

Beklerdik. Bir müddet, belki bir kaç saat sonra, kara makine yine sıçrardı zırlaya zırlaya. Biz de sıçrardık yine, yeniden:

 

"Alooo? Şehirlerarası kayıdınız var mıydı? Bağlıyorum. Görüşün."

 

Kimbilir, belki Eskişehir'den Ankara'daki ağabey ya da Bursa'daki dayı, belki de İstanbul'daki teyze "yazdırılmıştı".

 

Ne var ki, araya "Adana" karışırdı.

 

"Alo, abi, teyze, dayı?"

 

Özlediğimiz sesi duyamazdık da, nedense Adana civarlarından bir başka görüşmeyi dinlerdik. Çok kızardık:

 

"Alooooo Adanaa, parazit yapma, çık aradan!"

 

Tam da o sırada "santral" devreye girer, sorardı:

 

"Görüşmeniz devam ediyor mu?"

 

Hem santraldaki elemana, hem de araya karışan "Adana"ya koro halinde selam yollardık.

 

***

 

Artık, her şey değişmiş, manyetolu telefonlar yok, anılarda kalmış. Akıp geçen yılların kimi tortuları, çakıltaşları bilinçaltıma çökmüş; bazı korkular yerleşmiş, donmuş kalmış.

 

Ne zaman çıkacağı, çözüleceği belli olmuyor.

 

Şaka'nın kemirdiği telleri onarıp, internete yeniden bağlanmaya çalışırken düşündüm; araya giren "Adana"lardan öyle yılmışım ki,

 

...kendimin de  herhangi bir şekilde "Adana" olabilme ihtimalinden; ana-kız, baba-oğul, iki arkadaş, iki kardeş, bir çift sevgili, karı-koca.. arasına girivermekten, iletişimlerini engellemekten, bilmeden yanlış yapmaktan korkar, çoğu kez istemeye istemeye de olsa kalabalıktan kaçar olmuşum. Söylemek istediklerim olmaz mı hiç, var elbette; yutar olmuşum. 

 

Bendeniz kocakazık, oynuyorum.

 

Santraldaymışım mahsuscuktan, soruyorum; 

 

"Aloo? Görüşmeniz devam ediyor mu?

 

İyi, etsin. Aman, etsin.

 

 

 

Ben aradan çıkıyorum."

 

 

 

MU/Telve, 140806

 

 

 


 

 

Zaman zaman, ara sıra…

 

…bazı bazı…

 

 

böylesine hoş sürprizler çıkıveriyor sayısal posta kutumdan.

 

Bunları saklayanlara, paylaşıma açanlara,

 

(bana da gönderenlere)

 

teşekkürlerimle..

 

 

 

 

 

 

 

 

MU/Telve, 241006

 


 

 

Bizim zamanımızda internet-minternet yoktu, pek rahattık! Şimdi öyle mi? Bir "blogcu" bakıma girer, bir kullandığım sunucu. Bir virüs gelir kovalarsın gider, yerine üçü-beşi birden girer. CafeTelve'de birden fazla "konuk sayıcısı" var, herbiri ziyaretçi sayısını farklı gösterir. İkide bir Windows kilitlenir, sabit disk göçer, bellek şişer, cd yazıcı şaşar. Slayt sunumu yaparsın; bir bakarsın oynar, canı istemezse kaçar.

 

İşte, üst bölümdeki de bu satırları yazdığım sırada yine çalışmıyor.

 

Neyse ki munis, sakin bir karakterim var... Aldığım sıvı iksirlerden ya da sinir uçlarımın zaman içerisinde törpülenmiş olmasından mıdır ne bileyim; hiç kızmıyorum!

 

Bana ne, ister çalışır ister çalışmaz. Memlekette demokrasi var, demokrasilerde çare tükenmez, monitörler bakmakla aşınmaz!

 

Ben bir kere bu yola baş koymuşum; eski günleri anımsayacağım.

 

O zaman ne yapmalı?

 

Biraz YouTube'u taramalı, biraz da eski dosyalara bakmalı.

 

 

Hadi bakalım:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2007-03-20 00:34:44 - Teşekkürler efendim.

Yazan: nilüfer
Bazı şeyler yaşanmaz, dinlenir...
Anlatmışsınız yine efendim.

Saflık var, bozulmamışlık var, yoksunluklar var ,ama bugünkü varsıllığımızın asla sahip olamayacağı bir tad var yaşanmışlığı olan her cümlenizde.
Biz varız..KENDİMİZ...Henüz kirlenmemiş,kirletilmemiş,yozlaştırılmamış Biz.

Yaşanmışlığı olmayan hiçbir cümlenin, hiçbir anlam ifade edemeyeceğinin bilinciyle,
özendim.
Sadece özledim hiç yaşamadığım o eski zamanları, insanlarımı.

Sevgilerimle.
Bağlantı

2007-03-19 21:16:10 - selam:)

Yazan: yalinayakbasikabak
bizim de testimiz vardı
suya o tatlı serinliği
veremedi hiç
kocca teknolocii..

o günlerin sadeliğini
saadetini ise
hiç.. hiç- bir- Zaman
yazık..

keyif aldık, sağolun..
şaka'ya da selam
Bağlantı

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->