1/4/2008 - Benim olmaya mı geldin!?

Akıl akıl, kafa kafa olmayınca aç-kapa, aç-kapa yalama olmuş bilmem kaç ayak VayÇelik nikli robot üretimi deriin donduruculu, kar yapmaz, zaten içine koyduğum haftalık yiyeceklerimi de üçüncü güne taze bırakmaz, ne iş gördüğü belirsiz haybeye yer kaplayan heyula beyaz eşyamın  kapısına dönen güncemde cumhurbaşkanlarının yine bir Arap müsafirinunu geleneksel (!) protokol kurallarını bir kerrecik daha esneterek uçak merdivenlerinde kucaklayıp, bi sağ, bi sol sonra bi daha sağ yanağından muhabbetle öpmesinin borsaya etkisini irdeleyecek değilim ya?

 

Yani!..

 

Bana ne, değil mi?

 

Gelen bana gelmiyor. Karşılayan da beni ilgilendirmiyor. Ne halleri varsa görsünler, özelleridir..

 

..de, nereden estiyse, Şaka rakıma meze ettiğim tuzsuz sarı leblebilerime ortak olabilmek için sağ yanağımı yalarken, bu kez de sözleri Sinan Zorbey’e, bestesi Selami Şahin’e ait bi eser daladı sol yanağımı:

 

“Senin olmaya geldim!”

 

***

 

Kapım çalınıyor, açıyorum. Gecenin bi vakti takım elbiseyle oturacak halim yok. Bacaklarımda 17 Ağustos depreminden sonra picama olarak kullanageldiğim dizlerimin beş parmak üzerinden makaslanmış bulucinim, üstünde de rahat hareket etmemi ve de lâkin olağanüstü bir durumda (Aman, evlerden ırak..) dışarı kaçsam da yadırganmayacak (öyle bir durumda ne önemi varsa?), yazlık leeylimli gömlek.. Üstten birkaç düğmeyi çıtçıtlamamışım. Yani biraz dekolteyim!

 

Şaka kuyruk sallıyor.. Eve bi insan geldi ya? İnsan manyağı!

 

Kara kaşlı, pala bıyıklı, hülyalı ama pis bakışlı, kaslı mı kaslı bi adam kapıda. Koşarak mı gelmiş ne bileyim, nefes nefese, soluk soluğa hırlıyor:

 

“Senin olmaya geldim!”

 

Vışş... Titriyorum.

 

Kalbim üçbuçuk atıyor, sararıp soluyorum.

 

Evitim, Şaka’m kimliğini anımsayıp köşedeki sehpanın altına kaçıp gözlerini patisiyle kapatıyor. Durumu çakmış, utangaç.. Araziye uyuyor.

 

Artık neremden çıkarıyorsam o sesi, fısıldıyorum:

 

“Hıı?”

 

***

 

Nasıl bir birlikte olma arzusu anlatımıdır bu; “senin olmaya geldim”? Nasıl bir teslimiyet anlayışıdır?

 

“Kulun olayım, kölen olayım.. Karakterimi resetledim, gözümü bağladım. İstersen döv, istersen sev.. Ne istersen, nasıl istersen yapacağım. Esirinim. Yeter ki… (biiiip!)"

 

Azmış, tutuşmuş, yanmış, kor olmuş mangal kömürünün “hadi artık bekletme beni.. koy üstüme lüferleri” daveti gibi..

 

***

 

Şarkının sözlerini yazıp bestesini yapanlar yine hınzır erkekler. Yorumlayanların arasında Ümit Besen gibi zaman zaman bıyıklı, Bülent Ersoy gibi bir zamanlar kuş kalkar, dal sarkar mıydı bilemeyeceklerim de var olduğundan herhalde, yukarıdaki tek perdelik kapıönü kâbusu oynandı gözbebeği sahnemde.

 

***

 

Kapıdaki sevdiğim, özlediğim, birlikte olmaktan müthiş keyif alacağım, eriyip-bitip yok olacağım bir dişi kişi olsaydı.. oyun daha farklı sahnelenebilir miydi?

 

Şaka, aynı rolü oynardı.

 

Ben, yine titrerdim.

 

“Ahh” derdim; “işte kadınlarımızın büyük bir çoğunluğunun içinde bulunduğu durum, bu.”

 

Erkeklerin yazdıkları senaryolara kaptırmışlar kendilerini, ezelden beri. Sahip olunası bir mal olduklarını kabullenmişler. Ayakları üzerlerinde tek başlarına duramıyorlar. Korunmak istiyorlar. Kendilerine harcayamadıkları üç-beş kuruş ev harçlığı ile, çoğunun düşlerinde bile elde edemedikleri pembe panjurlu dört duvarlar arasında, Şaka’nın dahi katlanmayacağı hakaretlere, eziyetlere, şiddete boyun eğiyorlar.

 

Despot kocalar, göbeğe üfleyerek cin çıkartan hocalar, “sizin varolma nedeniniz bu; beyinizden çocuk doğurun çok çok.. Çocuk, bereketiyle gelir. Bakın bana, dört çocuğum var.. kimileri gemiciklerle bile geldi..” diyen başimamlar, kendi saltanatlarını sürdürebilmek adına kapatıyorlar eşlerini, kız çocuklarını. Verdikleri özgürlük (!) mücadelesi bunun için. O aşamada bile yine kadınları kullanıyorlar.

 

Bir kısır döngü bu. Tersine döndürebilecek olanlar da kadınlar, kendileri.

 

Ve bence çözümün temeli;

 

“Senin değil, seninle olmaya geldim.” demeyi başarabilmeleri.

 

“Kendileri bilir tabii..” diyeceğim ama ne yazık ki şu yanıt da duyulabilir:

 

“Ben bilmem, beyim bilir!”

 

***

 

Hımm! Olur mu olur.. Böyle bir yazı yazabildiğime göre.. genlerim defolu, içimde asi bir kadın mı vardır, nedir?

 

Düşünülebilir, meraklısı deneyebilir.. ne kimsenin olmaya giderim, ne de kimse benim olmaya gelsin isterim.

 

Sonuçta bir şarkıdır diyerek, Ebru Gündeş’ten dinlerim.

 

“Hah hah haaa.. Ebru, ha? Bunun ayrıldığının adı da Ebru diil miydi? Bi çuval inciri son cümlede berbat etti.. Derviş, fikir, zikir, kıkır, kikir..” diye gülebileceklere ben de..

 

kibarca.. adabımla gülerim.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->