Yaşam, sanki bir fincan kahve. Sade, az, orta ya da şekerli; içiyor, tüketiyoruz. Kalan, fincanın içindeki "telve". İşte, bunu paylaşmak istiyorum. Çok şey mi istiyorum, ne bileyim...
Yarın işler iyi gidecek, hastalar iyileşecek, küsler barışacak, akvaryumdaki balıklar yine yüzecek, işsizler iş bulacak, İran doğalgaz vanalarını biraz daha açacak, elektrik faturası geçen aydan az biraz daha az gelecek, %47'likler takiyeden vazcayacak.. mı ki?
Belki..
Ölümüm nasıl olacak? Acılar içerisinde sürünerek mi? Aniden ve acısız gerçekleşebilecek mi?
Belki..
Belediye otobüsü zamanında gelecek mi, New York uçağı saatinde inecek mi, kızım okulunu bitirebilecek mi, Şaka beni hep sevecek mi?
Belki..
***
Yaşamın en sevimsiz gerçeği "belirsizlik". Ama o belirsizlikler olmasaydı, "umut" da olmazdı.
"Umut" bitseydi, zaten yaşanmazdı.
Bu belirsizlikler "umut" kavramını doğurmuş belki.
"Ölümden sonra başka bir boyutta yaşayacak mıyım?"
"Belki.."
"Sevdiklerimle yeniden beraber olabilecek miyim?"
"Belki.."
"Çektiğim sıkıntılar ileride bitecek mi, daha düzgün, barış içerisinde, yalansız-dolansız, insanın insana kıymadığı bir dünyayı görebilecek miyim?"
"Belki.."
Hep belirsizlik ama hep umut.
***
Peki, hiç değilse ikili ilişkilerimizde belirsizlikleri ortadan kaldıramaz mıyız? Yalan söylemeden, sevmekten, sevilmekten utanmadan, biraz sempati, biraz empatiyle, yaşayabildiğimiz sürece yüreğimizi açmaktan korkmadan basit belirsizlikleri ortadan kaldırabilsek..
.. üç günlük yaşamlarımızda, hiç değilse o minicik umutlarımızı mutluluğa dönüştürebilsek..