25/4/2007 - Adagio

Kategori: Denemeler

Kızılay Meydanı ya da Eminönü kadar kalabalıktı. Veya, ne bileyim, Mariahilfer yahut Yalaman, belki de Fethiye Caddesi gibi.

Yetişmeye çalışan, koşan, giden-gelen, renk-renk, uzun-kısa, gülen-somurtan, sinirli-sakin, erkek-kadın, genç-yaşlı bir güzel kalabalık...

... ve bir de ses kaosu.

Hani, konser öncesi akord zamanı gibi. Kayan, doğru notaya basmaya çalışan, yakalarken kaçıran, yukarı aşağı dolanan, gerilen gevşetilen teller, derilerden çıkan seslerin koşuşturmacası sanki.

Piyanodan gelen doğru sesi yakalamaya çalışırken, belki seyircilerden gelen bir gürültüyle yine kaçırıp, silbaştan kurcalanan kulaklar, anahtarlar... kemanın ağlaması, timpaninin isyanı, arpden gelen çağlamanın karmaşası.

Sendeledi bir an. "Sırada mısın usta?" sesi, omuzuna yediği darbeden hemen sonra gelmişti kulağına.

"Yok, yavrum. Benimkini kaçırmışım, kimbilir ne zaman gelir bir sonraki.." dedi, gözlerinin önündeki yağız delikanlıya. Delikanlı, yavruyla ilgili sunturlu bir küfür savurdu.

Gözlerini kapadı, kulağının duymasını engelleyecekmişcesine.

Ateş gibi gencin kolundaki kızların kıkırdamalarına gülümsedi, yana çekildi.

Az ötedeki parka gitti. Çınar yaprakları güz kahvesinden çamur siyahına dönüşmüş, suyu boşaltılmış havuzu kaplamıştı. Banka doğru yürüdü. Belli ki oturma yerine Cat'leriyle basmış, sırtlığa tünemişti birileri. Önemsemedi, oturdu.

Sağdaki ağacın altında bir kedi gördü; patisini yalayan. Ya temizleniyor, ya da cam kesiği yarasını iyileştirmeye çalışıyordu, bilinmez. Ama öbür yandaki köpecik, göbeğindeki yaradan dertliydi, kesin. İkisi de, birbirlerini göremeyecek kadar kendilerine dönüktüler.

Karıncalara takıldı gözü, kaçıncı defa... İki sıra yapmışlardı; gelenler, bir de gidenler. Yine şaşırdı; karşılaşan karıncalar birbirlerine dokunuyor, ya öpüşüyor, ya da en azından selamlaşıyorlardı kendi dillerince.

Burnundan derin bir soluk aldı, bıraktı.

Sağ elini, ceketinin yakası içine yerleştirdiği atkısının altına soktu; bir şey çıkardı göğsünün oralardan. Omuzuyla burnunun ucuna düşen gözlüğünü şöyle bir öteledi, kafasını avucuna doğru uzatıp kulağını dayadı, dinledi.

Elindekini sol avucuna emanet edip, bu kez cebinden bir küçük kağıt poşet çıkardı, eskimiş, sararmış. Bir yanında "salt" yazıyordu poşetin, diğer yanında deforme "m" harfi.

Dişiyle kesti poşetin köşesini, avucunun içinde arada bir kıpırdayanın üzerine serpti içindekini.

Dikkatle yaklaştırdı ağzına.

Yaladı, yaladı, yaladı, yaladı.

Orkestra Adagio çalıyordu.

Gün, düne dönecekti elbet.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->