• Not/look

  • İstatistikler




  • Free Site Counters

Bir Konuğumuz Var

3/4/2008 · Kategori: Sizden

Bugün CafeTelve, imeem.com sayesinde tanıştığım bir arkadaşımın.

Bugün O'nun önerdiği müziği dinleyecek, O'nu okuyacak, benimle paylaştıklarını günceme yolu düşenlerle paylaşacağım.

Teşekkürler Tülay Alper. Dilerim sanal ortamda sizi üzecek herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmazsınız. Dilerim "karalama" olarak nitelediğiniz değerli yazılarınızı, en kısa sürede kendi güncenizde paylaşıma açarsınız.

Hımm... Belki de arkadaşımın yazılarını okuyabileceğim bir/kaç yer vardır, ne bileyim?

İyisi mi ben şimdi susayım, CafeTelve'yi zevkle O'nun dizelerine terkedeyim...

 

 

mavilere uyanmak...

 

yedi iklim geçer,
ağarıp solan güz ışıklarından
yalan pencerelere doğru...

uykularda olur ne olursa
yangınlar,
takvim ziyanları,
gömülü sevdalar...

iksir gibi yayılır
hücrelerimin rehavetine ıslaklığın
düş tüccarları ağır mesaidedir...

uykularda olur ne olursa,
talanlar
ve beton serinliği
inşaat halindeki aşkların...

uykularda ölür ne ölürse,
kıpırdayan su
gülümseyen yel...

yedi iklimin oralarda
kavalını kırmış bir çobandır
gökyüzü,
aklında new orleans
heybesinde caz!

yedi iklimin
bar olduğu yerdedir uykunun
alkol imparatorluğu
kalabalık avındadır bakışlar...

uykularda olur ne olursa,
bitmez efkar kırları
bazı saçlarda
ve ölüm gibi suskunluklar açar
derin kuyularda...

ve şaka gibi
ve sarsak sarsak
ve kımıl kımıl
bir yaşamaktır
MAVİLERE UYANMAK
en kesif karanlıklara kafa tutan
gözlerinin mavisine kuşanmak...

senin kanatların var,
benim köylü yüreğim...
operada tezek kokusu
bu şehirdeki varlığım! ..
beni taşıyacak vesaitim yok
bu caddeüstü sevdada
ellerinden gayrı..
'gayrı dayanamam ben bu hasrete'
ya beni de yitir
ya sen de git
beni götürdüğün yere...
türküleri sev
yalan kahkahalardan uzak dur
canımın suyuyla yıka ellerini..
aklımın maharetiyle giydir
en mavi yerlerini...

senin adın
buzul mavisi!
çünkü mavilerde uyur,
benden sana geçen
sende beni kalkındıran ne varsa!
sevdiğim, açlığımın uzak ufku,
her sabah;
güneşten ne zaman işaret alırsan
ne zaman dar gelirse soluğun
böyle uzun sarılmaklara,
fikrini kurcalarsa eğer
açık korkular,
işte o zaman
mavilere,
mavilere
uyandır beni...

 

©

Tülay Alper

"Mavilere Uyanmak"

liladee'den; "Yayındasın"

17/8/2007 · Kategori: Sizden

 

Bu yazı,  "liladee"nin izniyle CafeTelve'de yer almıştır.

Teşekkürler "liladee".

"Yayındasın"

Düşünde salıncakta sallanıyordu. Aslında annesi onu tek başına bırakıp da gitmezdi salıncağa bindiğinde ama bu kez, alabildiğine hızlı ve yalnız başına uçuyordu sanki.

 

Ne derdi annesi? "Düşersin yavrum, sıkı tutun!"

 

Keşke daha sıkı tutunsaydı şu zincirlere, bak düşmüştü işte. Hem de ne düşme! öyle canı yandı ki, "anneeee" bile diyemedi.

 

---

 

Kimdi her mesleğin zor bir yanı vardır diyen?

 

Daha yeni sallanmıştı her yer. Başını, üstüne devrilen dolabın altından kurtarıp kaldırdığında, her yer koyu bir karanlığa bürünmüştü çoktan. Dışarı attı kendini, üstünde ne varsa onunla.

 

Sonra yine çıktı evine. Üstünde pek bir şey olduğu söylenemezdi çünkü. Sonra telefon, çanta, bir de sigara.

 

Zaten hemen gitmek zorundaydı işinin başına.

 

---

 

Salıncak durmuştu. Düştüğü yerden kalkıp, annesine koşmak istedi ama "annem gelsin de kaldırsın beni" dedi, somurtarak.

 

Gelen giden olmadı. Hem bu nasıl bir düştü ki? Gece mi binmişti salıncağa düşünde?

 

Çok karanlıktı her yer. Ne bir ses geliyordu artık, ne de annesi.

 

"Tamam, ben giderim o zaman" dedi. "Çok kızdı bana herhalde, tek başıma bindim diye"

 

Kalkmak istedi, kalkamadı. Üzerinde bir şeyler vardı, çok ağır bir şeyler.

 

Beklemeye başladı, annesini.

 

---

 

"Son beş, dört, üç, yayındayız!"

 

İşte yine başlamıştı. Bu işin her şeyi bir yana, şu canlı yayınlar yok mu? Hem de böylesi! Hazırlıksız, anında, hiçbir şey bilmeden. Ne anlatılacaktı şimdi bu millete? Ekipler yeni yola çıkmışlardı. İlk görüntülerin gelmesine vardı bir süre daha. Şimdilik sadece "ne oldu, ne zaman oldu" anlatılacaktı çaresiz.

 

"Yayındayız"

 

---

 

"Anneee! Çişim geldi!" Gelmişti işte, ne yapsın? Eskiden olsa, ne güzel yapardı bezine. Ama artık şu tuvalete yapma işini çıkarmışlardı başına. Ne can sıkıcı bir şeydi o öyle? Tam çişi gelmişken, tutması gerekiyordu. Ama artık tutacak hali kalmamıştı. Zaten ne onu almaya gelen vardı, ne ışıkları yakmaya gelen.

 

"Yapıyorum işte altıma!" dedi ağlayarak. Daha tam bir abi olmamıştı belli ki.

 

---

 

Sonunda ilk görüntüler geldi. Ne kurguya zaman vardı, ne de uzun hikayelere.

 

Yayına verdiler hemen.

 

Sonra inanılmaz bir tempoda çalışmaya başladı herkes. Giden ekiplerle bağlantılar kuruluyor, ilk izlenimler anlatılıyor, ve sinirler geriliyordu.

 

Ne büyük bir felaketti bu? Zaman geçtikçe, olayın büyüklüğü anlaşılıyordu. Yıkılan onca bina, enkaz altında kalan onca insan, çıkan yangınlar.

 

Üzülmeye fırsat bulamadı. Uzmanları buldu, telefon bağlantılarını kurdu, canlı yayını yönetti. Arada yine sallanıyorlardı.

 

---

 

Haydi artık! Haydi artık! Haydi!!!

 

Annem gelsin! babam, ablam ya da. Nerede bunlar? Belki de onu bırakıp gitmişlerdi. Bir salıncak için bu kadar kızılır mıydı ki? Altına yaptığı için miydi acaba?

 

Üşümeye başlamıştı. Sanki bir delikteydi. Biraz dönecek gibi oluyor, ama çıkamıyordu yerinden. Her yanında bir karaltı.

 

Dinlediği masallar geldi aklına. Tavşanların delikleri, farelerin.

 

Sincap yuvaları ağaçlardaki, ve kocaman ayıların mağaraları.

 

Arıların kovanları, karıncaların evleri.

 

---

 

Sabah olmuştu sonunda. Sabah! Gün ışığına kim sevinmişti daha önce? Her gün doğan güneşe, daha önce kim bu kadar sevinmişti?

 

Ama gün ışığı bu kez yıkıntıları, feryatları aydınlattı.

 

Gecenin bir yarısı olanları anlattı insanlara. Onlara depremi gösterdi.

 

Bir haber geldi o sıra. Giden ekiplerden biri, kurtarma çalışmalarını çekerken bir ses duymuşlardı enkaz altında. Bir çocuk sesi, "anne" diyordu.

Hemen, her saniyesini çekmelerini istedi. Yayına verdi görüntüleri anında.

 

Görüntü akmaya başladığında, depremden kurtulanları gördüler önce. Sonra dev gibi bir yığını. Sonra, elleriyle çalışan çaresiz insanları.

 

Sonra ağlayan bir kadını.

 

"Kadınla konuşun hemen!"

 

---

 

Tutamıyordu ki kendini. Ne abilik kalmıştı, ne bir parça büyümüşlük. Ne de acı.

 

"Anneee" diyordu sadece.

 

Sonra sesler duydu başının üstünde. Sanki birisi yürüyordu, ya da tırmalıyordu bir kedi.

 

Bir daha "annee??" dedi.

 

Tıkırtılar arttı hemen. Bağıran insanların sesini duydu. Annesini duyamadı sadece.

 

---

 

"Ne olur kurtarın yavrumu! Ne olur"

 

Ağlıyordu kadın.

 

"Tamam kes! Yıkıntıları görelim. Kazanları. Haydi!" dedi.

 

O an, orada bulunanlar monitörlere kitlenmişti. Seste bir kayma oldu.

 

"Uyan!! Bağırtma o kadar! İşinize bakın siz!"

 

---

 

Elini uzat diyordu biri ona. O küçük delikten elini uzatmasını istiyordu biri. Işıkları yakmışlardı. Sabah olmuştu sanki. Keşke süt olsaydı biraz.

 

Çıkaramadı elini bir türlü, dönemedi bile.

 

Sonra yine tırmalama sesleri devam etti tepesinde. "Haydi! şimdi!!" diye bağırıyordu amcalar. Tozlar döküldü yüzüne. Gözlerini kapadı ama, yine de kaçmıştı işte biraz.

 

Birden, başının üzerindeki karaltı açıldı. Işıklar doldu yaşarmış gözlerine. Sımsıkı yumdu yine.

 

---

 

"Çocuğun yüzünü ver hemen!!!"

 

"Açılmalarını söyleyin oradaki herkese "

 

"Annesini ver şimdi. Haydi çabuk!!!"

 

Kameraman bir çocuğa, bir anneye, sonra betonu parça parça kaldırmaya çalışan ellere döndü defalarca.

 

Sonunda hepsi bir yerde toplandığında, anne, çocuk ve eller,

 

"Çıkışını saniye saniye istiyorum!!!"

 

---

 

Annesi gelmişti galiba. Sonunda gelmişti. Belinden kavrandığını hissetti. Yavaşça çekmeye başladılar onu. Baktılar ki geliyor bir yerlere takılmadan, çekip aldılar o karanlık yerden bir çırpıda.

 

Sonra o bildik kokuyu, o yumuşak teni hissetti yanaklarında.

 

Gözlerini araladı, annesinin yanaklarını tanıdı hemen. Sarıldı boynuna. Kızmamıştı demek, salıncak için. Şu altına yaptığı şey için.

 

Kızmamıştı.

 

Kocaman güldü annesine, ama onun neden ağladığını anlamadı.

 

---

 

Şimdi her monitörde aynı görüntü vardı. Annesine sarılmış bir çocuk, alkışlayan, ağlayan insanlar.

 

"Anneyle çocuğa yaklaş"

 

"Yaklaş iyice!"

 

"Tamam kal öyle"

 

"Kalsın biraz"

---

 

 

"İzmit? Hazır mısın? Sana geliyoruz"

 

"Son beş,"

 

"İzmit! Sendeyiz oğlum, başla anlatmaya"

 

"Yayındasın"

Sheper'den; "Başarının Anahtarları"

8/8/2007 · Kategori: Sizden

Bu yazı,  "Sheper"in izniyle CafeTelve'de yer almıştır.

Teşekkürler "Sheper".

*

İradesine hakim olabilen insan; kendisine gelecek kötülüklerle  savaşmakta  çok zorluk çekmez, direnir. Sigara, içki, uyuşturucu bağımlılığından kurtulmanın tek ama kesin yolu iradenize hakim olmaktan geçer. Kendinize hükmetmeyi başarabildiğiniz zaman kötü alışkanlıklardan rahatlıkla kurtulursunuz.

 

‘’Sigarayı bırakın. İradenizi, beyninizi kimin yönettiğini  görün. Tutsaklık bazen de iradesiz davranışlardan oluşur."

 

Uyumlu olmak ise; yaşamınızdaki insanlar ile huzurlu, keyifli birliktelikler olabilmesi, iş hayatınızı zirveye taşıyabilmek için şarttır. Çevrenizde uyumsuz insanlar var ise kesinlikle iradenizi kullanıp onlardan kurtulmanın yollarını keşfetmeniz lazım.

 

"Uyumlu olun.Olmayanlardan da koşarak kaçın."

 

Kararsız insanlar vardır. Ne yapacaklarını, nereye gideceklerini, kiminle olacaklarını hatta ne yemek yiyeceklerine bile karar veremezler. Bunlar her zaman ellerindeki fırsatları kaçırmaya mahkumdur. Hayat ellerinden kaçıp giderken onlar hala bakıp düşünmektedirler...

 

"Kararsız Kasım'lık yapmayın." 

 

Cesaretsizlik, sanırım daha da beter. Hep korkup kaçarak geçen monoton bir yaşam. Yaşamak ama yaşadığının pek de farkında olmamak gibi...

 

Başarılar cesur atılımlar ve kendine güvenle ortaya çıkar. Hayattan korktuğunuzda o da sizden korkacak, geriye de işe yarar pek bir şey kalmayacak...

 

"Cesaret edemiyorsan,cesaretli birinle arkadaşlık yap."

 

Kaliteli insanlardan oluşan arkadaş, eş dost çevreniz, sizinle gerçekten dost olduğundan sizin iyi yönlerinizi törpüler ve yeni şeyler keşfetmenize yardımcı olur. Onları bulduğunuzda bırakmamanızı tavsiye ederim. Siz keşfettikçe mutlu, onlar ise sizi tanıdığı için mutlu olacaktır.  

 

Kâşif olmanın delilikten geçmesi şart. "Neden’’ derseniz kimsenin cesaret edemediği, akıllara gelmeyen şeyler ile uğraştığınızda zaten delisinizdir. Fazlaya kaçmamak şartı ile delilik o kadar da kötü olmasa gerek.

 

"Bazen deli olmak akıllı olmaktan daha fazla başarı sağlayabilir, sanatla uğraşıyorsanız."

 

İşi ustasından öğrenmediğiniz takdirde başarı size uzak durur.

 

Ustadan öğrendiğiniz her bilgiyi, öğrendiğiniz noktada bırakıp kendinizi tüm gelişimler karşısında yenilemezseniz, başarınız durağan dönemine girer.  Öğrendiğiniz yerde sayar durursunuz.

 

"Her zaman öğrenmeye aç sonsuz öğrenme içgüdünüzü,  kendinizi eğitmek için kullanın."

 

Sorun yaratmak rahatlıkla herkesin yapabileceği bir iştir. Lider vasfına erişebilmeniz için asıl olan sorunları çözebilme yeteneğidir.

 

"Mümkün mertebe ‘’Sorunlu İnsanlardan’’ uzaklaşın, hatta bırakıp kaçın."

 

Kokuşmuş gelenekçi, küflü fikirleri bir kenara bırakıp, herkese yarar sağlayacak, çağı yakalayan, farklı, özgün fikirler üretmek. Yenilikçi olmak…

 

Bazen güzel bir tebessüm tüm kötü düşünceleri ve olumsuzlukları yok eder. Dudaklarınızdan yayılan o ışıltı size, sevgi ve başarının anahtarını teslim eder.

 

"Gülmek her zaman dosttur. İnsana "gülümseyin"; o size bumerang gibi geri dönecektir."

 

Kavganın uyuşmazlığın ortasındaki suskunluklar da bazen konuşmanızdan daha fazla etki yapar.

 

Susmanız gerekiyorsa susun, inanın ki susmak bazen iç huzuru verir. Hem size hem de karşınızdakine…

 

Kendi yaptığı işlerin özelliklerine bakmadan çevresindeki her şeyden  şikayet eden insan tiplemesi. Kendisi daim mutsuz olduğu gibi çevresindekileri de o mutsuz ortamın dibine kadar çeker. Daimi şikayet başarının önünü keser.

 

"Her daim şikayet eden dedikoducu arkadaşlarınızdan uzak durun. Onlar başkalarına da sizin dedikodunuzu yapacaktır."

 

Dedikodu ise başlı başına insanı insanlık özelliklerinden ayıran başarısızlığın temel yapı taşıdır. Dedikoduya ayıracağı zamanı yaptığı işleri geliştirmekte kullanmayan zihniyetler, başarılı insanları seyretmekten öteye gidemezler. Başarılı olanların nasıl böyle olabildikleri konusunda dedikodu yapmaya devam ederler.

 

Başarmak istiyorsak, konuşmaktan çok üretip çalışmamız, daha fazlasını yapmamız gerekir. Sonuç almadan konuşmak sizlere gereksiz zaman kaybettirir.

 

Hedefleriniz belirleyin uyumlu, kararlı, cesaretli, yenilikçi, şikayet etmeden sukut bir şekilde çalışın. Karşılığını alacağınıza eminim…

 

Sevgiyle kalın.

 

Sheper

liladee'den; "Dünya'nın Sevgili Günlüğü"

4/8/2007 · Kategori: Sizden

Bu yazı,  "liladee"nin izniyle CafeTelve'de yer almıştır.

Teşekkürler "liladee".

*

Dünya'nın Sevgili Günlüğü

Neden olmasın? Bence Dünya’nın da tuttuğu bir günlük vardır. Belki o da günlüğüne her yazışında "sevgili günlük" diye başlıyordur sözlerine.

Dünya’nın sevgili günlüğü, bu gezegenin belki de tek dert ortağıdır. Hem belki, kalplerimiz(!) kadar beyaz sayfaları kalmıştır hala daha.

*** 

Sevgili günlük,

boğuluyorum!

Ve işin garibi bu kimsenin umurunda değil. Ne oldu bu insanlara anlamıyorum. Ben hep onların yuvası olmadım mı? Bende doğdular, ve daha uzun bir süre de bende ölecekler. Sanki gidecek başka bir yer var!

Kirlendim, ateşim çıktı son yıllarda. Isınıyorum, hem de hızla! Kutuplarımda biriktirdiğim buzullar eriyor, bunun nasıl bir felakete dönüşebileceğini göremiyorlar mı? Bak iklimlerim de şaşırdı. Ne yaz, yaz gibi ne kış, kış gibi. Baharlarım yok oluyor.

Canım sıkılıyor be günlük! Ağaçlarımı kesiyorlar, her yerim delik deşik. Topraklarım verimsizleşiyor, aç kalacaklar bu gidişle haberleri yok!

Ben sanıyordum ki, çok çok uzun yıllar daha yeterim insanlara, yetebilirim. İnsan dememi yanlış anlama sakın, biliyorsun milyonlarca değişik türde canlı yaşıyor üstümde, ama şu insandan başka benimle uğraşanı yok ki? Yani tamam, onların yeri bir başka, zeki canlılar çünkü. Akla saygım var! Ama bu nasıl bir akıldır günlük? Hangi akıl yuvasını yok etmek için çalışır?

Şeytan diyor ki, al başını git!

Canım sıkkın be günlük!

***

Sevgili günlük,
bak yine başladılar!

Haa diyeceksin, ne zaman durmuşlardı ki? Sürekli dalaşacak bir sorun yaratıyor bu insanlar.

Ama en azından diyordum ki bir süredir kendime, bak toplu halde savaşmıyorlar. Bir de isim vermiyorlar mı toplu çılgınlıklarına, iyice deliriyorum! Birinci Dünya Savaşı, ikinci.. İçlerinden biri demiş ki: Üçüncüsünün nasıl olacağını bilemiyorum ama dördüncüsü taş ve mızrakla olacak!

Yok ediyorlar beni.

Nedir dertleri anlamadım gitti. Bari beni alet etmeseler rezilliklerine. "Dünya" savaşı demesinler, ben savaşmıyorum! Birinci paylaşım savaşı demişlerdi bir ara, bak bu daha akla yatkındı. Beni paylaşmak için yediler bitirdiler kendilerini. Olan bana oldu.

Ne kaldı paylaşacak? Ah işte bunu bile anlayamayacak kadar gözleri döndü son zamanlarda. 'Kalmadım ben, bittim'.

Şarkı sözü müydü bu? Severim şarkılarını be günlük! Hele özlemle, hele sevgiyle söyleniyorsa.

Bende de var bir arızalı ruh hali! Yani, seviyorum insanı! Şarkılarını seviyorum, umutlarını, bazen aptallıklarını bile seviyorum. İnsan olma hallerini seviyorum sözün özü.

Ama insanı "İnsan" yapan ne varsa unuttular. Av alanları için savaştılar önce, sonra toprak için, sonra toprağın altı için. Toprak diye diye toprak oldular.

Sabah erken kalkan bir su kenarına yerleşti. Orayı benimsediler zamanla, "vatan" dediler. Yerleşenler birbirine benziyordu çoğunlukla. Bu çoğunluğa da "millet" dediler. Sonra dar geldi dere boyu, başka derelerin ardına düştüler. başka dereler belki daha gür akıyordu, ya da yol oluyordu daha başka derelere.

Neyi açıklıyorum ki sana sevgili günlük? Bir alemim ben de!

Her kapışmalarına bir neden üretmekten daha iyi yaptıkları bir iş var mı bu insanların?

Ama bak geldik o yolların sonuna. Yol bitti, çünkü ben bittim.

Paylaşacak bir dünyaları kalmayacak yakında, ama farkındalar mı? Ne gezer?

Hayır, bazen diyorum kendime "ya ne dert ediyorsun? yorgan gidecek kavga bitecek!" yorgan benim bu arada, ama olsun.

Gel iki kadeh atalım, ben iyi değilim be günlük,
yorgan benim ben!

***

Sevgili günlüğüm,

ne halin varsa gör!

Aslında ben senden de bıktım. Yaz yaz nereye kadar?

Bir kutup ayısı boğuldu biliyor musun? Yani bu hayvan yüzmeyi senden benden iyi bilir. Nasıl boğulur? Nasıl? Ama boğulmuş işte. Çünkü bu hayvanlar yüzerken dinlenmek için bir buz parçasına tutunup soluklanırmış. Bu sefer tutunacak bir buz parçası bulamamış. Neden? Çünkü sevgili günlük, erimiş o buzlar!

Değişiyorum, ısınarak değişiyorum. Bana konuk olan canlılar ölüyor artık. Dayanamayan gidiyor, gidecek.

İnsan ne halt ediyor peki? Malum, benim belâlım o!

İnsan bildiğin gibi günlük, gününü gün ediyor.

İnsanların aşka tutkusunu sevdim hep, ve sandım ki, aşkı yaratan ve yaşayan insanın kimseye zararı dokunmaz. Aşkı arayan, özleyen insanı çiçeğimle böceğimle destekledim. Yok aslında aşk bu değildi ama elimden geleni yaptım. Çünkü dedim ki kendi kendime: Bak gezegen Dünya! Üstünde yaşayan akıllı canlılar birbirlerini sevebiliyorlar, bak bu önemli. Gel sen de gün batımlarınla, deniz manzaralarınla, kurutulan çiçeklerinle, mehtabınla el ver bu güzel işe. Sevsinler. Seven insanın, bir başka insana zararı dokunmaz, sen de huzur bulursun belki.

Gördüğüm ne biliyor musun? İnsan, diğer insanı yargılamayı kendinde hak biliyor. Nedendir bilinmez, bir "sen busun!" etiketi yapıştırmaya meyilli doğuştan.

Kırıcı olmak, meziyeti olmuş.

Boşver be günlük,

artık yoruldum.

İnsan'ın sevgisizliğinden...

 

liladee

"düşler, masallar ve diğerleri..."

03.08.2007

« Önceki ::