• Not/look

  • İstatistikler




  • Free Site Counters

Bir Yıldız Daha Kaydı

4/7/2009 · Kategori: Muzik

"İstanbul Sokakları", "Yaşanmıyor", "İnan ki", "Aklım Hep Sende", "Neredesin Sen"... ve daha nice şarkılarıyla tanınan, son olarak söz ve müziği Sezen Aksu’ya ait ‘Keskin Bıçak’ şarkısındaki yorumuyla dillerden düşmeyen, 1983’teki ilk albümü 1 milyon satan gitar virtüözü sanatçımızı, Kurtuluş Türkgüven'i yitirdik.

Yakınları, sevenleri her ne kadar beni tanımasalar da, burayı muhtemelen görmeyeceklerse de sabır diliyor, acılarını paylaşıyorum.

O, müzikleriyle hep yaşayacak..

Seslendirdiği şarkılardan izinsizce minik bir demet yaptım, hoşgörür belki umuduyla, sakladım burada:

..

Hımmm... Düzeltmek Gerek!

1/7/2009 · Kategori: Muzik

Evet!

Buraya geri döneceğiz de..

Şablon Firefox ile uyumlu değil anladığım kadarıyla..

Bakacağız..

Çok sinir ama n'apalım.. Bir ara uğraşacağız ömrümüz olursa..

Hadi bakalım!..

Kararsız



Gözler

The Pussycat Dolls - Jai Ho (You Are My Destiny)

30/6/2009 · Kategori: Muzik


The Pussycat Dolls - Jai Ho (You Are My Destiny)
Uploaded by The-Pussycat-Dolls

Havalı

Dur alta bir de yazı yazayım:

Marley and Me

Üstteki yazı alta yazacaklarımın başlığı. Başlık ama kukuleta gibi değil. İçeriğini belirtebilecek seçmece kelimeler gurubu, o şekil yani.

Dün çok sevinçliydim. Çünkü ne kadar antisosyal bir tembel olduğum keşfedilerek ilahi maddi güçler tarafından evime 42 adım uzaklıktaki yakına inşa edilen AVM’nin içinde sinema açılmıştı. Sevincimin kaynağı buydu.

Evimin karşısında tiyatro olduğu için dün sevinçli değildim zira ben buraya hapis olduğumdan beri o tiyatro hep oradaydı. Ama ilk geldiğimde ve o binada döner sahneli bir tiyatro olduğunu öğrendiğimde de sevinmiş, “Yayaya şaşaşa..” diye kanat çırpmıştım.

Dün dündür, bugün bugün. O geçmişte kalmıştı, şimdi sinemam gelmişti ve binadan içeri girmiştim bile. Çok heyecanlıydım. Binanın giriş katında mikros ve iki tükkan daha açılmış, geri kalan her yer henüz inşaat halindeydi. Girişteki gıcık ve asık suratlı özel güvenlik insanına sinemanın yerini sorduğumda “İkinci kat.” dedi. Teşekkür etmedim, sonradan pişman oldum. Asık suratlıydı ama kimbilir ne derdi vardı? Yazıktı ona. Yürüyen merdivenlere “Yürüyün de göreyim.” dedim. Aldırmadılar, rutin hareketlerine devam etti ruhsuz basamaklar. Hiç sevmem onları. Hep iki basamağın arasına basıp düşecekmiş, bir de son noktada adım atmayı unutup kıçınüstü oturacakmışım gibi gelir. Oysa bilirim, bazı şeyler hep tekrarlanmaz, bir-iki kez başıma geldi diye hep olacak demek değildir.

İkinci kata ulaştığımda sinemanın yerinde yeller estiğini gördüm. İnşaat halindeki bölmeleri gizledikleri yüksek yüksek brandaları kanırttırıp birkaç tanesinin arkasına baktım; yoktu. Bir terkedilmişlik duygusu sardı tüm benliğimi. Ben korktu. Yine mi terkedilmiştim, ne bileyim. Sanki tee Toroslar’dan bir esinti yanağımı okşadı, ürperdim. Yalvarmak için ellerimi havaya kaldırdığımda sanki göbeği onlara bağlıymışcasına, gözbebeklerim de yukarı doğru baktı. Afişleri ve ışıkları böylece gördüm. Adresi yanlış tarif etmişti özel güvenlik kızı. Sinema üçüncü kattaydı. Demek ki o giriş katını saymıyordu. Niye saymıyordu? Orası kat değil miydi? Alttaki olduğu için ezilmek, hor görülmek, yok sayılmak zorunda mıydı? Ayıptı. “İyi ki teşekkür etmemişim, oh işte!” diyerek yerlerinde bir türlü duramayan merdivenlerin yukarı yukarı hareket edenlerine bir zıplayışta hopladım.

Nihayet hayalet şehrin hayal ettiğim sinemasına vasıl olmayı becermiş idim. Gişe yoktu. Ben görmeyeli gişeler farklı şekil yapmışlar kendilerine. Ortalık yerde iki masa, iki bilgisayar ve iki kız bayan duruyordu, koro olarak “Bıyrın?” dedikleri için onlara doğru yönelmem gerektiğini idrak ettim. Bilgisayarların bana bakan taraflarında iki monitör de bana bakıyordu. Bense öte yandaki bayanın dekoltesine takılmışım. “Burası iyi mi?” sorusu kulağımı delince “He!” dedim. Bana bakan monitörde sinemanın krokisi varmış, bayan mausla kroki üzerinden oturacağım yeri şettiriyormuş. Bunu anladım ama geç oldu, nereye baktığımı anladığını düşünüp kulaklarıma kadar kızardım ve ağzımı kulaklarıma kadar fiyonk yapıp edepsizce tekrarladım: “Hee, he!” O ise “Zaten ilk gösterime giriyorsunuz. Sizden başka beş kişi daha var, dilediğiniz yere oturun.” dedi, bunun üzerine yine “He he hee..” diyerek gülmek için kendimi zorladım.

Hayatta en keyif aldığım bir sürü şeyin bir kısmının bazılarından biri de sinemada film seyrederken pörtlemiş mısır yemektir. Oysa ki bunlarda kullanılan yağ midemi eşkitir. Ama bu riksi göze alır, yerim. Onun için önce mısır istedim. Verdiler, ikramlarıymış para da almadılar. Bunun üzerine iki tane olsun recasında bulundum. Ters ters bakarak diğerini de aldım. Çünkü külahları tam doldurmamıştı. Ama çok geri zekalıydı ve gıcıktı o da. Bak gene dedim o kötü kelimeleri. Ama hakediyorlar, n’apim? Netekim daha koltuğuma oturur oturmaz külahlardan biri fırladı, tüm mısırlarım üstüme-başıma, sağıma, soluma saçıldı. Gözü kalmıştı işte! Arka sırada oturan ikisi çocuk beş seyircinin bakışları altında ezilerek, eğilip bükülerek saçılan mısırları topladım. Nasılsa her şey yeniydi, ilk ben oturuyordum bu koltuğa, yerler felan temiz olmalıydı bu durumda. Yani mısırlar hijyenlerini kaybetmemiş sayılabilirdi. Yedim. Yedin mi okuyucu? Yer miyim? Ben titizim. Sen titizsin. O titiz. Titiziz. Titizsiniz. Titizler. Böyle bir şeyler yapardık bir zamanlar. Onlar neydiler? Aman ne bileyim? Zaten ilgisiz.



Derken film başladı. Eleştirmem gerekirse başrolde oynayan labrador, arkadaşım Şaka’dan çirkindi. Keşke onu da getirebilseydim bu filme. Türünün en güzellerinden olduğunun farkına o da varsaydı. Çünkü ben kendim ne kadar yakışıklı olduğumun ayırdına varabildim. Filmde oynayan adam da benden çirkindi. Tamam zengin oldu, benden gençti, sarışındı, uzun saçları vardı ama ben daha yakışıklıyım. Karısı rolündeki kadın için benzer eleştirileri söyleyemeyeceğim. O kesinkes benden güzeldi. Zaten kadındı. Anaçtı, seksiydi, kariyer yapabilecek yetenekleri olmasına rağmen üç çocuk yapıp onları yetiştirmeyi, iyi bir eş, iyi bir ana olmayı kariyerine tercih ettiği yetmiyormuş gibi köpekleri de seviyordu. Salak! Yok, o salak değil, aklıma yaptığım bir hata geldi de kendime dedim. Neysse.. Şaka ile beni görse sanırım bize tapar, kul-köle olurdu. Ama biz buna izin vermezdik. Her zaman dişi-erkek ayırımı yapmayız. Cool davranırız. Bazı anlar ve zamanlarda bu ayırımı yapmamız gerektiğini anlar, gereğini yaparız. E, kalas değilizdir o kadar.

Muhtemelen sinema makinesi ikinci eldi. Ya da makinist acemiydi. Veya acaba film korsan mıydı? Çünkü tam sayısını unuttum ama en azından sekiz kere film koptu, dondu, yandı. Makine deiresinin penceresinden makinenin üzerinden çıkan dumanı gördüm. Arkadaki çocuk da gördü, annesine bağırdı: “Anneeee… film yanıyor, duman çıkıyor, biz de yanar mıyız? Paramızı geri versinler kakam geldii..” Böyk! Onlar dışarı çıkar çıkmaz film yeniden başladı, geri döndüklerinde bir daha koptu. Bu da yaşadığım serüvenden ilginç bir anektoddu. Neticede hoşt bir filmdi.

Sonunu söylemeyeceğim ama benim gibi duygusallar bu filme giderlerken kağıt mendillerini yanında bulundurmalılardır. Birincisi, mısırdan sonra dudak kenarlarına ve yanaklara sıvanmış donuk yağları temizlemek için gereklidir bu. Demek ki kolonyalı ya da ıslak türden olanları tercihen kullanılabilir. Bendeniz son günlerde biraz fazla duygusal oldum sanırsam. Son sahnelerde göz pınarlarımdan fışkıran sular kesinliklen Uludağ’ın zirvesinden kapımıza gelen, hem de depozitosuz Geğirikli değildi. Eminim çünkü tuzluydular. O halde Alaska’nın tertemiz denizlerinden petlenmiş deniz suyu olabilirlerdi. Zaten biraz da dondurulmuş okyanus mezgiti kokuluydular. Dedim de aklıma geldi, geçenlerde bir akşam, fırında kaşarlı somon yedim. Sarmısaklı sütte marine edilmiş, önceden 200 derecede ısıtılmış fırında 15 dakika pişirilmiş. Çok iyiydi be!

Yukarıdaki müziğin, aşağıdaki somonun birbirleriyle ne alakası var?

Yanıt: Kelalakası var.

Bu kadar saçmasalak bir yazıyı benim yazabildiğime kim inanır?

Kadir inanır.

Ben de şehir çocuğuyum? Ben de üniversite okudum? Hem de iki üniversitede; hem İTÜ hem İÜ. Ben de Atatürk Cumhuriyeti'nin evladıyım? Beni de atın içeri? Biri beni durdursun yahu?

Yettin gari, kes lan!

CafeTelve’ci Buhran Uzmantop bunu yazan.
in dı yiır tüventi ziro nayn.

Vanessa-Mae

6/4/2009 · Kategori: Muzik






Kararsız

Vanessa-Mae  - Live at Royal Albert Hall (1995)

Parçanın adını unuttum yahu..

Olmadı!

Tepedeki .gif'e rastladım bir yerde.
Vanessa'yla ve şarkıyla ilgisiz ama
o oldu,  güzel durdu!..
Aydede olasım geldi, yalnız dede oldum.

Oldu mu?

MasumÇilgin

Ha, unutmadan; parçanın Caravans filminin müziklerinden olduğunu hatırladım. İyisin, hoşsun, cıvıl ve çıtırsın Vanessa ama parçanın orjinalini daha çok tuttum, buraya da koydum:



Gözler 

« Önceki ::