1/3/2008 - Fidayda

Kategori: Hayatin Icinden

 

TSK’nin “Güneş Harekâtı” bitti ve ordumuz geri geldi.

 

Sevindim.

 

Zarardan kâr etmiş gibi.

 

24’ü Silahlı Kuvvetlerimiz mensubu, 3’ü Geçici Köy Koru/yu/cusu 27 şehit ile son buldu. Bu sayı artmayacak diye düşünerek sevinmek..

 

..ne korkunç bir çelişkidir bu?

 

Bir futbol karşılaşması olsa, iyi oynayan kazansın der, taraf tutmam. Yeter ki keyifli bir maç olsun, spor adına zevk versin.

 

Ama bu öyle değil; o hainlerin "bile" canları gitmesin, daha fazla kan akmadan akılları başlarına gelsin desem de, ÜLKEMİ BÖLMEK İSTEYENLERE KARŞI ELBETTE TARAFIM.

 

İyi de, şimdi ne oldu?

 

Olan, yine “gidenlere” oldu. Gidenlerin “kalanları”na… Yanan onlar oldu.

 

Tesadüf bu ya; anayasa değişikliğinin “sayın cumhurbaşkanları” tarafından onaylandığı gün başlatılan geniş çaplı kara harekâtımız, kendilerini dünya yöneticisi varsayan “prezidınt busht”un konuşması ve Ankara’nın havasını değiştiriveren emirerlerinin ziyaretleri ile tesadüfen (!) eş zamanlı, sınırlı-sorumlu-güdümlü Irak’lı yönetim temsilcilerinin sertleşmeye başlayan söylemlerinin ertesi günü bitti.

 

Genelkurmay, harekâtın kendilerince plânlanan takvime uygun olarak başarıyla yürütüldüğünü ve sonlandırıldığını, bu sürece içeriden ya da dışarıdan hiçbir gücün etkisi olmadığını açıkladı.

 

Aksi tesadüf!..

 

*** 

 

Aksi tesadüf, istem dışı bağırıverdim:

 

“Haydaaa!”

 

O ara, ne rastlantıdır ne bileyim; çalmasın mı “Fidayda”?

 

Ankara havası değişmiş ya, ne fayda!

 

Oynatmama az kalmıştı, oynatıverdim.

 

Bağlantı

29/2/2008 - Ters Yaşamlar

Kategori: Hayatin Icinden

Sonunda böyle olacağı belliydi! Bilenler bilir (bu da ne lâf ama), ben gündüz iki şehir arasında gider gelir, geceleri de ertesi günün işlerini hazırlamaya çalışırım. Çalışırdım. Fazla uykuyu sevmez, boşa giden zaman olarak görürdüm. Az uyu, çok yaşa.

 

Ama...

 

Hızla iflas etmekte olan beynime yavaş yavaş vücudumun diğer organları da birer-ikişer katılmaya başladı, dinlemiyorlar beni artık. Gündüzleri kapanmamaları gereken göz kapaklarım kepenk indiriyor, geceleri dükkânı açıyorlar.

 

Tersim döndü, yarasalara döndüm!

 

Dert değil, hayvanları severim. Zaten unumu elemiş, eleğimi duvara asmışım. Bu saatten sonra "amanin kurt adam geldi, kaçalım.." deseler ne olacak? Beğenmeyen beğenmesin, keyfi bilir.

 

***

 

Anadolu pavyonlarında müzisyenlik yaptığım dönemlerde de,  zorunlu olarak böyle yaşıyordum, yaşıyorduk. Herkes yataklarında mışıl mışıl uyurken bizler "işe" gidiyor, sabaha karşı eve dönüp birkaç saat uyuyorduk. Yaş onyedi, onsekiz. O zamanlardan kalma bir diyalog var aklımda.

 

Kuliste bir yandan ders çalışıyor, diğer yandan konsomatris ablalarımdan biriyle sohbet etmekte olan abiyi dinliyorum. (Liseyi yedi yılda bitirmemin, ders çalışma stilimle bir ilgisi yok; "cebir"ci taktıydı bana. Valla!)

 

Neyse, ağabey dertli. Mahallesinden bir kızı istetmiş, vermemişler (bu istetme/vermeme tanımlamalarına da takığım ya, hadi ona da neysse..) soruyor:

 

"Yahu, biz de diğer insanlar gibiyiz, çalışıyoruz, seviyoruz, üzülüp seviniyoruz, acı çekiyor, yaşıyoruz. Ama toplumdan dışlanıyoruz. Farkımız ne ki?"

 

Abla, ince uzun kahverengi sigarasından derin bir nefes çekip büzdüğü dolgun dudaklarının arasından birkaç halka savuruyor, sonra yanıtlıyor:

 

"Bak, normalde insanlar gündüz çalışır, geceleri uyurlar. Doktorlar, polisler, nöbetçi eczacılar.. ne bileyim bazı meslekler hariç böyledir, di mi? Onlar da zaten vardiyalı çalışırlar. Sen hiç "gündüz hayatı" dendiğini duydun mu? Denmez! Bizimki keyfekeder, kedere keyif işi. Bana 'hayat kadını', masamda salya akıtana "o i...nin gece hayatı var" diyorlar. Kim gerçekleri yaşıyor bilinmez.  Kimilerinin takıntısı, ama bizim yaşantımızın takısı var: "Gece".. Kimilerine göre yıldızlı, kimilerine göre yaldızlı, kimileri için baş belâsı. Hastalandığında ağrıların neden geceleri artar, neden ateşin daha çok çıkar? Normal olanların ne işi var bu saatte burada? Ters yaşıyoruz biz yakışıklı. Çakozladın mı farkı?”

 

 

***

 

Düzen böyle bozulup gece ile gündüz yer değiştirince gündem de kayboluyor, izleyemiyorsun. En kötüsü de bu. Normal insanlar ne izliyor, neyle uğraşıyor, nasıl yaşıyorlar bilemiyorsun.

 

Kendini asosyal, anormal hissediyorsun.

 

Hislerin seni yanıltmıyor;

 

öyle oluyorsun.

 

Hoş, gündemi izlesen ne olacak?

 

Hiç bir şey farketmiyor..

 

Kahroluyorsun.

Bağlantı

26/2/2008 - Kınalı Yiğitler ve "In The Army Now"

Kategori: Hayatin Icinden

“O Şimdi Asker” yalnız bize ait bir söz, bir slogan değil.

 

80'li yıllarda, bizde de müzik ile ilgilenenlerin dikkatini çekmiş, müzikalitesi hiç de fena olmayan yabancı bir şarkının da ismidir “O Şimdi Asker / In The Army Now”..

 

Status Quo’nun bu parçası bence önemlidir, dinlenmesinde fayda bile vardır: 

Parçada Amerikan ya da İngiliz gençlerinin askerliğe yaklaşımı, bakış açısı da anlatılır. O ülkelerde askerlik "zorunlu" değildir. Öyleyse, askerliği seçmiş olan gençlerin hallerinden şikayetçi olmaması gerekir. O ülke gençlerinden "askerlik" mesleğini seçenlerin hangi kandırmacalara kapıldığı vurgulanmaya çalışılır. Temel öğe, "para"dır. "İyi para!".. Sonuçta, bir başka ülkenin topraklarında da olsalar, onlara bir şey olmaz. Güçlüdürler!.. Yabancı bir ülkede "tatil yapıp, sırt üstü yatacaklardır". Üstelik, havalı da bir meslektir; genç kızlar "tav" olacak, “kesilecek”, çevredekiler "adam yerine" koyacaklardır.

 

Ama bu işin şakası yoktur; gördüğün yerde vuracaksın denmişse, gereği yapılacaktır. Orası ana kucağı değil, asker ocağıdır. Olay göründüğü kadar kolay değildir; arkadaşlar kendileriyle hesaplaşmakta, gerçeklerle yüzleşmekte geç kalmışlardır.

 

***

 

Oysa bizde askerlik kutsal bir görevdir. VATAN BORCUDUR.  Ay-yıldızlı al bayrağımızın altında özgürce yaşayabildiğimiz ve Mustafa Kemal'in önderliğinde kurulmuş Cumhuriyetimize, üzerinde yaşayabildiğimiz topraklara, o uğurda canlarını, kanlarını feda etmiş atalarımıza karşı sorumluluğumuzdur. Parayla, havayla uzaktan-yakından ilgisi yoktur. Bizim gençlerimiz onun için davullar, zurnalarla, ellerine kınalar yakarak güle-oynaya vatan görevine, nelerle karşılaşabileceklerini, gidip de geri dönemeyebileceklerini bilerek giderler. Onun için şehit anaları-babaları

 

"VATAN SAĞOLSUN!"

 

derler.

 

Onun için karnındaki bebesiyle dul kalmış gencecik ASKER EŞİ, ÜNİFORMA GİYER, BAŞI DİMDİK, GURURLA, GÖZYAŞLARINI İÇİNE AKITARAK ASKER SELAMI VERİR bayrağa sarılı tabutun başında.

 

 

 

Askerlik vatan borcudur, can - canan O'na fedadır ve vatan kutsaldır;

 

BÖLÜNMEZ.

 

Sevgimiz bize direnç verir. Yaşımızı, cinsiyetimizi önemsemeden, her acıyla çoğalarak, sabırla sıranın bize gelmesini bekleriz. İçten, yürekten inanırız ki;

 

ŞEHİTLER ÖLMEZ.

 

İçimizdeki - dışımızdaki hainlerin dikkatine!...

Bağlantı

24/2/2008 - Islık

Kategori: Hayatin Icinden

Bu gece biri ıslık çaldı:

 

“Çarşamba’yı Sel Aldı..”

 

Çattım kaşlarımı, parmağımı salladım: “Şişşt.. annem kızardı..”

 

Bir..

 

“Gece tırnak kesilmez!..”

 

İki..

 

“Gece ıslık çalınmaz. Şeytan gelir!”

 

***

 

- Anne, şeytan nasıl gider?

 

- “Bismillah” dersin, kaçar.

 

***

 

Daha yeni öğrenmiştim ıslık çalmayı. Dudaklarını büzecek, "o" yapıp yanaklarını şişireceksin, dilini dişlerinin ardına değdirecek, hafifçe üfleyeceksin: “Fiuuufit..”

 

Fiuuufit..

 

Bismillah..

 

Fiuufit..

 

Bismillah..

 

“Ne yapıyorsun sen yaramaz?”

 

“Şeytanın başını döndürüyorum anne.. Kaçar şimdi, dayanamaz!”

 

***

 

Orası var mı anne? Babam yanına geldi mi? O iyi bir adamdı, hiç ıslık çaldığını duymadım.. Karşıladın mı onu anne? Orası varsa eğer, beni görüyorsunuzdur. Artık ıslık çalmıyorum, Şaka’ya bile.. Ellibirime geldim, çok yaşadım anne. Dört yaş daha büyüğüm senden ama çözemedim..

 

..bize ne oldu anne?

 

Binlerce genç Irak’ta savaşta. Karda, kışta, kıyamette.. Şehitlerimiz bugün yirmidört olmuş, hükümet onlarla gurur duymuş, Çarşamba’ya Fener-Gağasaray derbisi varmış. Sanki pek alışıldık bir şeymiş, günlük yaşam aynen akıyormuş, tavuk döner yenecek bir yer var mıymış, kontörü bitmiş dıt dıt dıııt diye ötüyormuş, İçerenköy Carrefour’dan cebime mesaj gelmiş; haftasonu muz 1.9 YTL’ye inmiş, emekliler geçinemiyor, üniversite mezunları işsiz bekliyormuş, başını bez ile bağlamak özgürlükmüş, gerisi ne halleri varsa görsünmüş, Mustafa Kemal kabirinde dört dönüyormuş, Cumhuriyet coşkusu 10. yılda tükenmiş, hesapta aydınlar bu işe şaşmış, liboşlar hemen alışmış, Nuh’un gemisi demodeymiş, şimdi “gemicik”e tayfa olmak "in"miş, ithal kestane ve haşlanmış mısır taneciklerini pazarlayanlar anasının gözü cinmiş, sivil toplum örgütleri kendi aralarında anlaşırlar diye beklenmiş de gerçekleşmemiş, zaten 411 nüfusun %80'i edermiş, ordu kara harekâtına başlatıldığı gün anayasa değişivermiş, işkembecideki pişmiş kelle gülermiş, öfke baldan tatlıymış, üstelik hakaretli hitabet sanatmış, vatandaş ne anlarmış, anasını da alıp defolaymış..

 

***

 

Birlikte gitseydik keşke, olmadı.

 

Peki, ya bana ne oldu anne?

 

Miyobum mu arttı, kendi dertlerim beni hepten dibe mi attı?.. Kuş gribinden mi tırstım, zona mı oldum, kendimle yüzleşmekten mi korktum, bana dokunmayan yılanı mı öptüm, denize düştüm de ona mı sarıldım, geçmiş yanlışlarımdan mı kaçtım, ne oldu da kör oldum.. heykel oldum, lâl oldum?

 

Oradaysan eğer, görüyorsundur sen. Anlatsana bana anne..

 

"Islık çalma geceleri, şeytan gelir" diye öğütledin.. Islık çaldım, besmele çektim, ıslık çaldım, besmele çektim.. Şeytanın başını döndürmek için oynadım; çocuktum.

 

Bunlar nasıl şeytan anne, ülkemle oynuyorlar, bizi bölüyorlar.. başım dönüyor; bu yaşımda korktum.

 

***

 

Bu gece biri ıslıkla çaldı:

 

“Çarşamba’yı sel aldı..”

 

Geçmişimi, çocuğumun geleceğini, umutlarımı..

 

..dışarıdan esen yel mi aldı..

 

***

 

Orada mısın anne? Babamla buluştunuz mu? Bana da yer var mı?

 

Rüyamda söyle bana anne; “var” de,

 

Dudaklarımı büzdüm, "of" yaptım, soruyorum; çok kaldı mı?

 

“Merak etme, burası iyi, bekliyoruz seni, haydi gel..” de.

 

Bağlantı

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->