6/3/2008 - 5S1K

 

Sanal ortamda tutulan kişisel günlük tanımlamasını biraz yakıştırıyor olsam da, “blog” kelimesini karşılamakta eksik kalıyor sanki. İnsan “kişisel” günlüğünü herkesce görülebilmesi, okunup izlenmesi olası bir ortamda ortaya bırakır mı, bırakmalı mı? Günlüğünde yalnızca kişisel dertlerini, psikolojik durumunu, sevincini, kederini işliyor, bunu da sanal-manal genele açık tutuyorsa ardında sanal olmayan ortamdaki yalnızlığı yatıyor olmasın?

 

Sosyal bir varlık olarak bilinen insan, sosyal çevresini bırakıp bloglarda özel hava/kafa bültenlerini yayımlıyorsa; “ey tanımadığım başkaları.. yakın çevremde beklentilerimi bulamadım, duyun, görün, deneyin, tanıyın beni, acıyın bana, şu garibana bir tutam dostluk, azıcık yakınlık bağışlasanıza?” anlamına gelebilecek  iniltiler çıkarıyorsa durum, sandığından da ciddi olmasın?

 

Sadece hobisini, bobisini başkalarına gösterip bonus olarak “Ben şöyle iyi yemek yaparım, pek güzel gitar çalarım, tuvale fırça da sallarım, hele bir şiir yazarım ki o kadar olur yani, düz yazılarımı okuyan küçük dilini yutar, kıçının üstüne oturur vallahi..” diyenlerden birisi gerçek dünyada avucunu yaladığı için aşağılık kompleksini kusuyor olmasın?

 

Sosyal, siyasal, güncel olayları algılayabildikleri kadar irdeleyerek ekonomik, kültürel, sanatsal bakış açılarını sanalistanın hizmetine adayanlar, “belki de benim fikirlerim yanlıştır, bakalım elalem ne düşünüyor?” diye düşünmeyip kendi günlüklerinden başkasını okumuyor olmasın?

 

Sanki çok okunuyormuş da gelen saçma-salak yorumlardan blog trafiği kilitleniyormuş havası verdiğini sanarak güncesini yoruma kapatanlar, izlenmediklerini gizliyor “Burada da olmadı, keyfim kaçtı, bir de şurayı deneyeyim, belki orada patlarım..” diyerek site site gezenler, sanalda da olsa her klavyeye dokunan, her monitöre bakanın da önünde-sonunda "insan" olup ardından üzülebileceğini önemsemeden mastürbasyon yapıyor olmasın?

 

Kendim de bunlardan biri ya da hepsinden biraz, belki de en önde gideni olmayayım? Öyle miyim, ne bileyim!..

 

 

Bağlantı

12/2/2008 - Bezden Sesler

DüşBezginleri'nden;

"Türban Dile Gelse"

Sevgili günlük..

Sevgili derken yamuk olmasın, dünya kerevet bacınım, nikahsız ortamda sevgili filan demem normalde..Sonra namus adisyonu bana geliyor tırsıyorum abicim..Bugün canım çok sıkkın..Aslında uzun zamandır sıkkın..Kapalı mekanlarda durmak istemiyorum..Sokağa çıkmak istiyorum ama kırıtmak istemiyorum icabında..Zaten dört duvar arasında beni kimsenin de iplediği yok..Benimle takılanların hepsinde bi trip..Kimi bi kenara fırlatıyor beni, kimi çekmeceye tıkıyor..Ama çoğunluğu sokağa çıkarken beni hatırlıyor..Bensiz çıkamıyorlar..

Önceleri çok fazla arkadaşım yoktu..Sonra çok feci arkadaş ve kanka yaptım kendime..Ama zamanla o da sıkıyor..Bu kez de herkes üstüme üstüme geliyormuş gibi oluyor..Tam paranoyak oldum..Zaten alıp başımı çıkamıyorum..Bi baş alıyorum ama benim değil..Başkasının başında çıkabiliyorum..Başımın üstünde yerin var gibi..Böyle tuhaf bi bağ oluşuyor aramızda, altımdaki saçlı başla..O bensiz olamıyor..Hele ben..Onsuz hiç ötesiyim..Sokaklarda gezmek çok hoşuma gidiyor..Ama nasıl desem tuhaf bi rahatsızlık içindeyim..

Önceleri kendimi yutupta taze pişmiş tıfıl popçu gibi hissediyordum..Bana bakmayı bırak, kimse önemsemiyordu bile..Sonra tık sayım artıkça tanınmaya başladım..Herkes beni konuştu, sonra unuttu, konuştu, unuttu; bi kısım ağzı laf yapan abiler başları sıkışınca yine beni hatırladılar..Terketmenin vicdan azabın kurtulamayıp her fırsatta arkadaş ayağına aranan sevgiliden dönme kanka muamelesi yaptılar bana..

Artık olaya ben de uyandım..Bu kez reytingim düştükçe koca boşayıp çıtır nikahı kıyan Seda Sayan cambazlıklarına soyundum..Soyundum derken yamuk olmasın, şştt..Anlayacağın kulak memesi kıvamını bi türlü tutturamadım..Türlü çeşit bağlama taktikleri çektim..Çektim derken bağlanan bendim ama çeken başkasıydı..Kimi çene altı çalıştı..Kimi boynuna atkı gibi doladı..Bi yerde tellere, dallara takılacak ta benim yüzümden boğulacak diye çok korktum o zamanlar..

Kimi rüzgarda kafama göre uçuşmayayım diye oramı buramı iğneleyip durdu..Çivili tahtadaki hint fakiri kıvamında delindim..Rende gibi oldum..Özgürlüğüm elimden alınmış gibi hissettim..Uçamıyor konduğum kafada kalıyordum..O kadar istikrarlı ısrarlı bir kalıştı ki bu hem ünüme ün kattım hem de herkes durmadan beni konuşur oldu..

Bilmeyen şöhret şımarıklığı der..Oysa tamamen şaşkınım..Benim kumaşımdan desenimden entel ablalar, şık kadınlar, genç kızlar bluz giyiyorlar mesela..Böyle renkli otantik desenli filan..Kimse çekiştirip durmadı, iğnelemedi, iplemedi bile..Öyle ot gibi takıldım, arada sütyenle geyik yaptık, sütyen yerçekimiyle başa çıkamadığını anlattı..Kafa kafaya verip memeleri nasıl da kahramanca örtüp koruduğumuzdan bahsedip egolarımızı cilaladık ama kimse önemsemedi, hala popüler değildik..Ekstra bi numara olmadı yani anlıyor musun sevgili günlük? Sevgili derken ne bileyim yanlış anlama.. Hani namus filan benden soruluyor muhitimizde.. Hitlenmeyelim.. Ondan yani..

Bazı ablalar da benim kankaları  yazın denizden çıktıktan sonra kullanıyorlar..Bellerine sarıyorlar filan..Kalçalarla, basenlerle takılıyor bizim kankalar..Kiloymuş selülitmiş ayağına..Yaza kadar yeşil çaylar, LPG ler fayda etmeyince gelsin pareo..Pareo kim mi?Bizim kankalara sahillerde öyle diyorlar..Havalı bi isim..Böyle batıya dönük, hoş meşaşlı..

Koca koca ablalar abiler benim adımı tartışıyorlar..Neymiş başörtüsü mü olsunmuş, türban mı denseymiş, sıkmabaş nasıl dururmuş..Sıkınca kendiliğinden duruyor abicim..Bana bıraksalar her yerde pareo dedirtirim kendime de..Hem havalı..Hem de modern..Püfür püfür..Biliyor musun sevgili günlük..Sevgili derken konuştuğumuz gibi di mi? Bi kaç güneş gözlüğü çapkını 'aç aç' bakışlı abiden başka da kimse çıkar şunu demiyor..Mis gibi takılıyorlar..Takıyorlar yani bellerine ablalar pareoyu, sorun olmuyor..

Hem bi kumaş parçası olacaksın hem baştacı edilmekten bıkkınç getireceksin..Çok zor benim işim..Fena kıllanıyorum..Kıllanıyorum derken saç ta kıl neticede..Gıdıklanıyorum da..Üstelik  bütün kıllardan ağdayla kurtuluyorsun da saçtan kurtulamıyorsun..Aksine ağda gibi yapışkan bi mesele..Ben henüz koltukaltı kıllarını örtme özgürlüğü isteyen birine rastlamadım..Anlıyorsun di mi sevgili günlük..Sevgili deyince..Anladın sen onu..

Şöhret ne kötü şeymiş..Feci şekilde üstelik en çok ta erkeklerin diline düşmüş durumdayım..Geçen gün reytinglere baktım..Son aylarda erkekler bacak arasından, meme başından daha çok baştaki saçı konuşmuşlar..Penislerinin boyuyla övündükleri kadar sütyen agrafı ve tanga bağı ÇÖZME hızlarıyla da övünen erkeklerin başa kumaş BAĞLAMA hızı ve sayısıyla bu kadar ilgilenmelerini ben nerelere bağlayacağımı bilemiyorum..İlk ikisini açmaya bu kadar meraklıyken sonuncuyu kapamaya çalışmalarını bi türlü anlayamadım sevgili günlük..Sevgili derken..Duyan olmasın..

Sonra yine dertleşiriz..Yorgunum..Beni sadece ben olduğum için sevdiklerini bilsem, una kepeğe kıla bulamasalar hiç bu kadar kasmıycam..Kendimi kullanılmış, kirletilmiş hissediyorum..Bırakıcam zaten bu işleri..Küçücük bi sahil kasabasında denize karşı minik bi masanın örtüsü olmak istiyorum..Radyoda Safiye Ayla..Üstümde rakı balık roka..Rüzgar beni uçursun..Püfür püfür, mis gibi..Sen de gelsene..

DüşBezginleri

 

Dayanılmayarak BURADAN ç/alınmıştır.

*** * ***

Elektronik postadan;

Kuleli Parkı, 27.01.2008

Aman!

Saçı görünmemiştir inşallah!

***

Basından;

Gani Müjde'den;

"Yetmedi mi 7.0"

Bir hafta önce türban protestoların sırasında "7.4 yetmedi mi?" pankartını açan sevgili kardeşime seslenmek istiyorum bugün... 20 bin insanın acısı ve cenazesi üzerine politika yapmaya kalkan "o güzel insana" bir çift sorum var..

Ey mantosu uzun, aklı kısa kardeşim benim.


7.0 yetmedi mi? Senin okuduğun gazeteler yazdı mı bilmiyorum ama Amerika'nın,hani o gavur ve Hıristiyan Amerika Birleşik Devletleri'nin, hani o Siyonistlerle iş birliği yaptığı için her yerde bayrağını yaktınız ABD'nin Los Angeles şehrinde 7.0 büyüklüğünde bir deprem oldu bacım...

Neredeyse bizimkine yakın bir deprem. Bizde aynı şiddetteki bir deprem 20 bin kişi ölüp 20 bin kişi sakat kalırken, gavur, Hıristiyan ve Siyonist dostu Amerika'da sadece 2 kişi yaralandı güzel ablam.


Şimdi türbanlı başını ellerinin arasına alıp düşünüyor musun acaba? Sakarya gibi muhafazakar bir bölgede Allah binlerce Müslümanı öldürerek cezalandırıyorsa eğer (size göre), Hıristiyanlara ve siyonist dostlarına niye kıyak geçiyor?Seks shoplarıyla, porno filmleriyle tüm dünyaya "seks", "uyuşturucu" ve "günah" ihraç eden bu ülkenin Allah katında ayrıcalığı ne olabilir ki güzel annem? Oysa adım gibi eminim Sakarya'da, Gölcük'te hayatlarını kaybedenlerin çoğu ölmeselerdi eğer, sabah ezanı ile birlikte camilerin yolunu tutacaklardı. Üç aylarda oruç tutacak, Ramazan'da devrilmeyen minarelerin ışıklarıyla birlikte senin ağzına adı bile yakışmayan Allah'ın adı ile birlikte oruçlarını açacaklardı.

E nooldu şimdi? 7.0 yetmedi mi güzel ninem?

Eğer her coğrafya olayını,her doğal afeti bilimin ve aklın süzgecinden geçirmeden böyle yorumlarsan bu ülkenin yarısı her deprem felaketinden sonra dinsiz olur güzel hala kızım... Fay hattında 10 katlı binalara izin veren şapşal belediyecilik anlayısını,deniz kumundan inşaat yapan edebiyatçı muteahitleri,depreme dayanıklı konut üretme çabalarını, hırsızları, uğursuzları bir kenara bırakıp her şey ilahi kudretin intikamı olarak açıklarsan bu deprem 10 yıl sonra gene aramızdan binlerce "dinsizi" alır gider güzel amca kızım..

Beynin var mı bilmiyorum? Betonların altında inleyerek can veren 20 bin insanı, kadını, çocuğu ve bebeği bir kalemde günahkâr diye silip atan kuş beynini türbanın altında görmek mümkün olamıyor çünkü ama bence bu yazıyı oku ve bütün gece uyumadan düşün.

Allah'ın kullarına böyle cezalar verebileceğini hala düşünüyorsan da git Hıristiyan ol...

Çünkü senin bu mantığına göre Allah onları daha çok seviyor.

"Gavurlar" hem senden daha zengin, hem de evleri tepelerine yıkılmıyor.

Gani MÜJDE

 

***

Müesseseden;

..halâ kendine gelemeyenler için, bir fincan daha acı kahve niyetine ikramımızdır.

Bizde teklif var, hazım sorunlulara israr yok efenim.

Bir maniniz yoksa buyrunuz, birlikte izleyelim:

Bağlantı

25/1/2008 - Tehlikeli Kadınlarla Selamlaşma

 

E-günlük.. Sana bir kaç kez daha yazmıştım.

 

Karıncaları izlemelisin.

 

Bir ağacın gövdesinde ya da diyelim ki zeminden evinin balkonuna doğru iki sıra yapmış, inanılmaz bir düzen ile gidip gelen karıncaları..

 

Giden ve gelen karınca sürülerini.

 

Biraz dikkat edebilirsen, giden ve gelen karıncaların birbirleriyle karşılaştıklarında selamlaştıklarını görebilirsin.

 

Muhteşemdir.

 

O minicik yaratıklar, belki de bir kırıntı taşımaya çalışırlarken dahi, karşılaştıkları, karşı yönden gelen diğerleriyle aynı hizaya geldiklerinde birbirlerine dokunurlar.

 

Kendilerince selamlaşırlar.

 

Selamlaşma işte o kadar doğal, o kadar yapmacıksız bir olgu.

 

Temelinde, "merhaba, benden sana zarar gelmez.." anlamı vardır.

 

Tarihin derinliklerine inersen, pek çok selamlaşma şeklini öğrenebilirsin:

 

Burunları birbirine sürtme, yüze tükürme, dil çıkarma.. gibi.

 

"Bence" en çarpıcı anlatımıysa, belki insanların vahşice avlanma dönemlerini terk etme süreci ile ilintili.

 

Karşılaştığı diğer insana boş bir el uzatma..

 

"Bak, elimde sana zarar verebileceğim bir silah yok, dostunum senin, silahsızım, tehlikesizim; elimi uzatıyorum sana..

 

Merhaba..

 

Benden sana zarar gelmez; güven bana."

 

***

 

Ama ve de fakat, herkes öyle değil. Karşı cinse karşı korkunç bir açlık içerisinde olan, libidosu yüksek, ahlâk seviyesi düşük olanlar var.

 

Akılları, fikirleri bel seviyelerinin altında, her an, kıldan -tüyden uyarı alabilen sapkınlar..

 

Tek eşle yetinemeyen aygırlar..

 

Duygu, sevgi, aşk, sadakat gibi kavramlar bunlar için yoktur. Bir tek tel saç gördüklerinde, bir başka ele değdiklerinde akılları bacak aralarına kaçar.

 

Hayvandan ilkel, defolu yaratıktırlar.

 

Dünyanın yalnız onlar için yaratıldığına, karşı cinsin de yalnız onlar için yaratılmış "ürün" olduğuna inanmışlardır. Bu inanç biçimi işlerine gelir.

 

Sanki onları yaratan da kendileriyle aynı cinsiyettendir!

 

Erişebilmek için dağları deldikleri, kendilerini de dünyaya getirenler, -hani cennet O'nların ayaklarının altında olanlar.. anneleri dahi..

 

- yaşamlarını sürdürebilmek için gökten indirilmiş veya bir biçimde türetilmiş..

 

..evcilleştirilmesi gereken, kendi kurallarına uymadıklarında kaba kuvvet bile uygulayabilecekleri..

 

..insan olmayan..

 

..yerine göre can veren, yerine göre şeytan..

 

..tehlikeli bir yaratık; sanki bir tür hayvan!

 

Öyle bir yaratık ki, saçının telini gören azgınlaşır. Eline dokunan kudurur.

 

Dinden, imandan çıkar.

 

Suçlu "O"dur.

 

Zincire vurmak, bağlamak, kapatmak gerekir.. 

 

..ve zararlı bir mahlukat olduğuna, var oluş amacının üremek, koşulsuz, karşılıksız "sahibine" itaat olduğuna inandırmak, sindirmek, ikna etmek gerekir.

 

"Kadın" denilen türün aklı bu kadar ile sınırlandırılmalıdır.

 

Akılları cinsel organlarına bitişik sapıklar, istedikleri kadar paketlesinler, her yanını ambalajladıkları bir dişinin yalnızca gözleriyle, bakışlarıyla, sesiyle kendileri gbi duyguları, dürtüleri olan bir insan olduğunu hissettirebileceği gerçeğinin önüne set koyamazlar..

 

Ama o kadınlar...

 

Şartlanan, kabullenen, saçını-başını, "süsünü", beyin gözünü örtmüş o zavallılar.. 

 

Bedensel olarak çır-çıplak olsalar bile davranışlarıyla, beyinsel özellikleri ile -istemedikçe- cinselliklerini kullanmayıp, kullandırtmayabileceklerken; saçlarının tek bir telini, parmaklarının ucu dahi olsa, tenlerini gizleyerek sapık fantazilere malzeme olabildiklerini..

 

..bu davranışlarıyla hangi zihniyete, neye, kime hizmet ettiklerini..

 

..bir türlü anlayamayanlar..

 

Kendileri için de, ülkemin geleceği, insanlığın gelişimi için de..

 

..tehlikelidir onlar.. 

 

..ve de yazık ki çoğalmaktalar.

 

Düşüncelerinizi paylaşmak isterseniz 
LÜTFEN BURAYA TIKLAYIN.

 

Bağlantı

20/1/2008 - Yutup..

09 Mart 2007:

 

Yutup..

 

..yutmamak arasında fazla bocalamaya gelmez. Ne yiyeceğini, nasıl yiyeceğini bilmek lâzım.

 

Bilmediğin bir şeyse, önce kokla. Çevrende varsa yiyen birileri, gözle. Zehirlenmeyip yaşamaya devam ediyorlarsa iyi. Bilen birilerine de sorabilirsin; bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.  “Bu ne ki?” Nihayet dilin yadırgamadı, damağına da uygun geldiyse, sen yine de önce iyice bir “çiğne”.

 

Hazım açısından. 

...

 

Birkaç fanatik komşu beyinsiz serseri, ne olduğunu doğru-düzgün bilmedikleri bir halt yemiş, “youtube”da sergilemişler; ben göremedim. Duyduğum kadarıyla Ata’ma hakaret etmişler.

 

Bunlara pabuç bırakmazdık; ezer geçer, çiğner, yutmaz, tükürür atardık.

 

..

 

Bu ülkede onların yedikleri haltı burunlarından fitil-fitil getirip, kendilerine tekrar yutturacak milyonlar var. Yalnız burada da değil, tüm dünyada… Göç ettirdiğimiz ama yürekleri Atatürk ve ülke sevgisini terketmemiş ne gençler, ne aydınlar, ne "hacker"lar var ama..

 

…sanki yokmuş gibi masadan kalktık, devekuşu misali başımızı kuma gömdük, maçı kendi seyircimize yasakladık.

 

Sahaya bizim yandan girişi tek taraflı kapattık; onlara göre yine “YASAKLANDIK”.

 

Diğer tribünler tıklım-tıkış; ne oldu?

 

 

Güya, dünyaya “ceza” verdik. “Had”lerini bildirdik, “tavır” sergiledik.

 

Cezayı, aynı platformda dünyaya “bizi anlatmaya; kendi araçları, kendi taktikleriyle onları yenmeye, ikna etmeye, doğruları göstermeye çalışan bizimkilere” kestik.

 

 

“YouTube”, tepkiler üzerine sözü edilen klibi kaldırmış.

 

Umarım biz de kendimize koyduğumuz engellemeyi kaldırırız.

 

Yoksa korkarım, “bence” sadece kendimizi kandırır, ince ince taktiklerle verilmeye çalışılan “hapları yutup”, mışıl mışıl uyur kalırız.

 

Ne zaman uyanırız...

 

 

...ne bileyim.

 

 

*** * ***

 

Editörün notu:

Ama ben "ne bileyim" demiştim.

Ben uyurken Üsküdar'da sabah,

YouTube'a yeniden erişilir olmuş.

 

 

 

Herkes uyurken de biz çalışıyorduk herhalde!

Tövbe tövbe...

 

***

 

Editörün bir sonraki notu:

Cıks!

Şu an itibariyle (TSİ 14.00 suları) YouTube'a yine erişilemiyor.

Hımm. Demek ki sabah olmamış.

Tansiyon ilacımı "YouTube"uyuyayım.

Çocukken de beni böyle kandırırlardı hasta olduğumda;

uyu, uyuyunca geçer!

 

 

 

Ey YouTube.. Geri gelirsen eğer, cebimi üç kere çaldır bi-zahmet.

Yerini ayırdım; bana özlediğim "Sarı Saçlım, Mavi Gözlüm"ü göster:

 

 

 

 

***

 

20 Ocak 2008:

 

Editörün neredeyse bir yıl sonraki notu:

 

 

Fesüphanallah!..

 

 

Düşüncelerinizi paylaşmak isterseniz 
LÜTFEN BURAYA TIKLAYIN.

Bağlantı

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->