• Not/look

  • İstatistikler




  • Free Site Counters

Maske - Yılmaz Özdil

4/7/2009 · Kategori: Dusun-durt-enler

Maske


Anadolu Ajansı haber geçti... "Flaş! Flaş! Flaş!

Maske ölmedi!"

*

İyi de, kimdir

bu Maske?

*

Geçen sene... Kara vicdanlının biri, yüklemiş 580 kilo bombayı bagaja, girmiş otoparka, park etmiş sinsice, defolup gitmiş... İstihbarat böyleydi... Ama hangi otoparkta? Hangi araçta?

*

Saniyeler tıkır tıkır çalışıyor.

Ankara faciayı bekliyordu ki...

Buldu.

"Burda" dedi.

Açtılar...

Orda.

*

Bilmiyorum, 100 vatandaşımız mı kurtuldu ölmekten, 300 sakat belki...

*

Ortalık sütlimanken cesaret maskeleriyle dolaşan şarlatanların, makam odasında masasının altına saklandığı o tehlikeli anlarda, sahada, tehlikeyle burun burunaydı o... Adı, Maske.

*

Maskeli balonun

sahici kahramanı.

*

K9 diyorlar onlara... Alman Kurdu sanılıyor hepsi... Değil halbuki... Irkı ve cinsi çok önemli değil... Önemli olan, zekásı, yüreği, karakteri... Alman Kurdu’ndan oluyor, Belçika Malinois’inden oluyor, İngiliz Springer’inden oluyor, Labrador ve Golden Retriver’dan, Amerikan Cocker’ından oluyor. Bizim Kangal’dan olmuyor! Rakipsiz bekçi, Kangal. Hafıza mükemmel, 100’ün üstünde kelime öğreniyor. Ama burun sıfır... Peki var mı bize ait K9? Tarsus’un Çatalburun’u umut veriyor.

*

İyi de, niye K9?

Nedir anlamı?

Evrensel kelime oyunu aslında... İngilizce "canine"dan geliyor. Köpekgil yani... Okunuşu, keynayn...

Key-K, nayn-9.

*

Ankara Gölbaşı’nda 11 dönümlük özel merkezde eğitiliyorlar. Beceren, diploma alıyor. Sınıfları var; bomba, narkotik, asayiş, arama kurtarma... Bir yavru, 150 testten geçiyor; zeká, cesaret, karakter, koruma güdüsü, ikna kabiliyeti, soğukkanlılık filan... 8 ila 20 hafta... 2 aylıkken testlere başlıyor, 2 yaşında işbaşı, 9 yaşında emekli... Başarısız olan, bir hayvansevere hediye ediliyor. Boru değil... Senede 700 köpek eğitime alınıyor, 400 tanesinden anca 1 tanesi bomba uzmanı olabiliyor. Sonra devamlı idman... Memur gibi ataması yapılıyor. Eğitmeniyle birlikte... Çünkü hep aynı kişiden emir alıyor. Başkasını takmıyor. Tanesi kaba hesap 75 bin lira... Eğitim maliyeti 5 bin lira civarında, yıllık masrafı 2 bin lira... Uyuşturucu bulan pati sallıyor, bomba bulan oracığa oturuyor.

*

Volkan, Konya’da çöken apartmandan bir kadını çıkardı. Reks’le Nick bomba arıyor, Sera’yla Dudy narkotiğe bakıyor İzmir’de... Has Sivas’ta, Marko Tunceli’de, Apaçi İzmit’te, Öncü Bursa’da, Pars Esenboğa’da, Çakal desen, başka yere tayin edilmediyse Atatürk Havalimanı’ndaydı en son... Bety, Şila, Cango, Kim, Beny, Deisy, Chopen, Kuku, Jake, Pia, Paşa, Silas, Arman, Cina, Çarli, gümrük kapılarında... En kıdemlisi Cango, Habur’da... Türkiye’de ele geçirilen uyuşturucunun yüzde 15’ini onlar enseliyor... Rekor Jake’de, Mersin’de 402 kilo eroin, 80 bin hap yakaladı.

*

Anlatıyorum ki, tanıyın...

Hayvan değil onlar.

Kahraman.

*

Burası dandik bir ülke olmasaydı, tanırdınız çünkü... Pop yıldızı gibi posterleri olurdu, tişörtlerini giyerdik, isimlerine şarkılar yazılırdı, şehirler birbiriyle yarışırdı buraya gelsin diye, öğretmenler çocuklarımızı götürürdü eğitim aldıkları yerlere, severlerdi birbirlerini, heykelini dikerdik, İngiltere’de diktiler mesela, emekli olurken törenler yapardık.

*

Gerçi diyeceksiniz ki, insan kahramanlarımızın kıymetini bile bilmiyoruz, köpek kahramanlarımızın kıymetini mi bileceğiz? Haklısınız... Zaten böyle düşündüğümüz için, onlar burunlarıyla hayatlarımızı kurtarırken, bizim burnumuz boktan kurtulmuyor bir türlü.

*

Ve, zaten böyle düşündüğümüz için, minibüsün arkasında unuttular onları, klimayı da çalıştırmadılar, havasızlıktan, sıcaktan, kalp krizi geçirerek öldü 5 tanesi... Öldü.

*

Ne yaptılar sonra biliyor musunuz? Bırakın kahramanlara yakışır töreni möreni, toprağa bile vermediler... Bu becerikli kahramanları, nasıl bir beceriksizlik sonucu öldürdükleri ortaya çıkmasın diye, silinsinler, unutulsunlar diye, yaktılar onları... Yok ettiler!

*

Anadolu Ajansı’nın Cem Garipoğlu’nu yakalamışçasına flaş flaş flaş diye geçtiği haber işte bu: "Emniyet yetkilileri medyayı yalanladı, öldü denilen Maske ölmedi..."

*

Maske’yi öldürmeyi

başaramamışlar...

Aferin.

*

Peki ölenler hangileri?

Deisy mi, Şila mı, Beny mi?

Onlar önemli değil nasıl olsa...

Tanınmıyorlar, yak gitsin.



YILMAZ ÖZDİL
04072009 Hürriyet


Kaçak

2/7/2009 · Kategori: Dusun-durt-enler




Hemen hemen televizyonda tek izlediğim dizi "Avrupa Yakası"da bitti.

Eh, n'apalım, diziler de biter, linkler bile ölür.

Son bölümü izlememiştim, bu gece tekrarına denk geldim. Ata Demirer üstteki şarkıyı seslendirmiş, onu dinledim.

Pek bi dokandı yani!

Farkındayım.

Ülkemde şarkı, türkülerin ötesinde çok fazla konu edinilecek şeyler var.

Var da, sanki üzerimize ölü toprağı serpilmiş.. Kimsenin umurunda değil. AB'ye uyum, "demokratikleşme", "sivilleşme", geçmiş darbelerle "hesaplaşma" maskeleri altında acılı, sancılı bir dönem yaşanıyor.

"Darbeler önleniyor!" kisvesiyle kendine nalıncı bir garip hukuk (!) sesli sedalı uygulanırken kulaklar sağır, iktidar güdümlü polis gücü gümbür gümbür sisteme entegre olmuş.

Bazı başıbezliler Atatürk'ü kınayıp Humeyni'yi tercih ettiklerini açık-seçik,  utanmadan, sıkılmadan ulu-orta söylerken ülkemin aydın kesimi sözde iddialar ile Silivri toplama kampına alınmış, sesleri-solukları kesilivermiş.

Bu da bir "darbe" değil de ne?

Bizi "güya" kendilerine uydurmaya çalışan AB'nin de yakın bir gelecekte "Biz n'aptık?" demesi beni şaşırtmayacak!

Demokrasi, halkın kendi iradesiyle, kendini idare edecekleri seçme yöntemidir.

Kendini idare edebilme kavramı, "Seni seçtim, çizdiğin yola razıyım." anlamına gelmemelidir. Asıl olan, bir gün herkese gerekebilecek tam bağımsız, siyasallaşmamış hukuk üstünlüğüdür.

Ne zaman dertest edileceği şüpheli bir kaç korkusuz kalem dışında kimse kalmadı ortalıkta.

"Bana dokunmayan yılan, bin yaşasın!" düşüncesi kol geziyor sokaklarda.

Ameliyata yatırılan Atatürk İlkeleri..

İçeriye tıkılan O'nun düşünceleri..

Serbestçe dolanansa..

takiyyeli "irtica" faaliyetleri!

Dilerim yazdıklarım "Korku Senaryosu"dur, yanılıyorumdur.

Kimbilir, daha aydınlık bir Türkiye için Onuncu Yıl'dakine benzer hevesle mi yürüyeceğiz..

..yoksa..

bir hüzünlü şarkının nakaratıymışcasına..

kafamıza kafamıza vurulacak anı mı bekleyeceğiz..

-ki -bence- vuruyorlar da, çoğumuz hâlâ farkında değiliz!



Köşeler

26/4/2009 · Kategori: Dusun-durt-enler




Üzgün

Kopyalayıp yapıştırıp saklamazsam içimde ukde kalacak iki köşe yazısı var aşağıda.

25 Nisan 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi'nden. Biri Bekir Coşkun'un:


Şüpheli şahıs...



BİREYSEL protestolar Başbakanlık önünde giderek çoğaldıkça, polis geniş önlemler alıyor.

Elinde fırın, ütü, yumurta, domates, şişe, çakmak, paspas, tava, mutfak robotu olanlar, "Otomatik kahve makinesi ile bir şahıs yaklaşmaktadır" şeklinde merkeze bildiriliyor.

Merkez o yana kuvvet sevk ediyor.

Her an bir anons geliyor:

"Şüpheli şahıs, elinde matkap olduğu halde..."

O yana da kuvvet gönderiliyor.

*

Biliyorsunuz; Ecevit'e atılan yazar kasa, muhalefetin gensoru önergelerinden daha etkili olmuş ve tarihe geçmiştir.

Son günlerde, şehrin merkezinde olan Başbakanlık çevresinde polis her an tetikte:

"Bir şahıs görüldü merkez..."

"Elindeki?.."

"Eli cebinde..."

"Anlaşıldı... O yana kuvvet sevk edilmesi..."

*

Kimi zaman protestocular sadece bağırdıkları için, polis bunu da göz ardı etmiyor:

"Amirim şüpheli şahıs..."

"Suç unsuru?.."

"Ağzı..."

"Ağzı varsa o zaman söyleyecek iki lafı da vardır... Ağzını açması durumunda, ekip olarak sırtına binilmesi ve dilinin ters istikamete sevk edilmesi..."

"Kendisi kalsın, dilini mi alalım?.."

"Kendisi gidince dili de gider arkadaşlar..."

"Anlaşıldı..."

*

Ama protestoların önü alınamıyor.

Vatandaşlarımız çakmak-benzin ile olsun, süpürge sapı ile olsun Başbakanlık önüne yöneliyorlar...

Her gün bir-iki protesto yaşanıyor.

Ben bu eylemlerin ne anlama geldiğini iyi bilirim, polis telsizleri durmuyor:

"Yaklaşan bir şüpheli görüldü amirim..."

"Elindeki?..."

"Kabak oyacağı..."

~~~~

Yine 25 Nisan 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi'nden kopyalayıp yapıştırıp saklamak istediğim ikinci yazı da Yılmaz Özdil'inki:


Revizyon

Bana sorarsanız, Kıvanç Tatlıtuğ Dışişleri Bakanı olsun azizim...


Malum, Araplar en çok onu seviyor... Bakın, geçenlerde Lübnan Cumhurbaşkanı geldi, bizim Cumhurbaşkanı bizim Dışişleri Bakanı'nı çağıracağına, Kıvanç Tatlıtuğ'u çağırdı Köşk'teki resepsiyona...

*

Ali Babacan'ı da hemen harcamamak lazım tabii... Ali Babacan, Alican sınır kapısına gümrük muhafaza müdürü yapılsın... Ver anahtarı, açsın kapasın.

*

Ulaştırma Bakanı adayım, Kevin Costner... Hem özel uçağı var, masraf çıkarmaz başımıza, hem de terlikle gezeceğine, "Ne mutlu Türküm diyene" şapkasıyla geziyor hiç olmazsa.

*

Para verdi-vermedi stresinden gına geldi artık, IMF Türkiye komiseri Rachel van Enkel, direkt, Hazine'den sorumlu bakan olsun... İngiliz vatandaşından oluyorsa, Anzak vatandaşından niye olmasın?

*

(Vatandaş dedim aklıma geldi... Mehmet Aurelio da, hazır İspanya'dayken, Medeniyetler İttifakı'nın başına getirilsin.)

*

Adalet Bakanı?

Ergenekon'da üçüncü dalga, yedinci dalga, dokuzuncu dalga, onikinci dalga...

E yakışır Haluk Özdalga.

*

Hüseyin Üzmez...

Aileden Sorumlu Bakan olsun.

*

Spordan Sorumlu Bakan adayım, Hakan Şükür... Çevre Bakanı, çevreyi tanıyan biri olsa iyi olur, mesela Cihan Kamer... Ramsey, Milli Eğitim Bakanı olsun, iyi burs veriyor. Bayındırlık ve İskan ise, Şaban Dişli'ye emanet edilsin.

*

Sağlık Bakanı, takmayın kafanıza, sağlık olsun... Jose Manuel Barroso, İçişleri Bakanı; İbrahim Telkenar, Orman Bakanı olsun... Diyeceksiniz ki, İbrahim Telkenar kim? Size ne kardeşim... Orman Bakanı'nı tanıyor musunuz sanki?

*

Tutturdular revizyon, revizyon...

E revizyon bakanı da Hadise olsun.

*

Zahid Akman, hükümet sözcüsü; Asfaltçı Kepenek, başbakanlık müsteşarı olsun... İnceldiği yerden kopsun, Ekrem Tosun, bu kabineyi beğenmeyene kosun.

~~~~

Kaldırım köşesindeki çocuğu gördükten, bunları da okuduktan sonra..

...

Yok bişeyim.

Küçük bir kriz. Bir şey kalmaz sabaha.

Yarın yine aynı yerden devam ederiz.

Kâh ağlar,

kâh ağlanacak halimize

..güleriz.

Ceviz Oynamaya mı Geldin Obama?

9/4/2009 · Kategori: Dusun-durt-enler



Evet.. He valla, kafam kıyak!

Küresel sermayeniz katkılarıyla kakalanan 1 GB harddiscli macintoshdan vazcaydım, ne arka balkondaki külüstür zimense, ne diğerindeki eyçpiye gidecek durumda değilim. Dört yanım chip, burnumda teknolojik çöp kokuları..

..aklımda bir melodi var takribi bir haftadır. Ha babam de babam onu söylemekteyim. "Ceviz Oynamaya mı Geldin Odama?"

Azerbaycan, Ermenistan, PeKeKe.. sonracıma Afganistan, Nato mermer - nato kafa, seçmece üniversiteliler, kesmece İran karpuzu, çevreciler, GreenPeace'ciler.. yani barış için önce iklimi kurtar felan diyesiciler, kesilen yollar, katlanılan çileler, değersiz halk, değerli bir başkan.. Nayn, nayır, nolamaz.. O Amerikanya'nın olsun, benim Türkiye'min başkanı felan olamaz. "Soykırdığını kabul et!" ba ba bak senn.. Önce kendine bi bak allasen! "Ama ben siyah deriliyim, ahan da şincik ABD lideriyim?"

Pek güzel, yaraşır bi denem.. Biz de bir rivayete göre senlen akrabayız zaten. Gayseriliyik, gızılderiliyik!

Geldin, gittin, pek bi hoş oldu emme yengemizi göremedik? Niye ki ne? Yenge bizi begenmiyor mu yoksa? Biz onu pek bi sevmiştik; Ayasofya'yı, SultanAhmet'i gezer belkim diye terlik-türban bilem hazır etmiştik!

Neysse Mr. Obama.. Bizim Ergenekon vağ ya Ergenekon, tee Sayprıs'a uzanıvedi, ta Denktaş'a, biliyondur mutlaka. Emme bunlağ bizim içişlerimiz, bizim demokrasimiz. Sen karışamazsın tabe. Biz hallederiz! Sen üzme tatlı canını. Bi cümle daha edeceğidim emme, kelimeler kifayetsiz.


Yine takılıveğdim oraya bayım Obama..

Sen ceviz oynamaya mı geldiydin odama?

Bu türkümüzün bi öyküsü var emme ben söylemeyim, sen danışmanlarına arattırıver gugılınızdan he? Kimbilir, belki Irak'taki, Afganistan'daki kendi gençlerinden bazılarına dokanıverir!

Sanmam ya, hadi gene, buna da neysse!..




« Önceki ::