16/3/2007 - Ugh, My Manitu!

Kategori: Denemeler

 

 

Kartımın puanlarıyla aldığım promosyona girmiş papazkarası şarabımı ağzımı şapırdata şapırdata yudumlarken hissettiğim bu esinti de neyin nesiydi? Reklamlardaki o ördek ağızlı kız, gagasını büze büze kulağıma ne fısıldamıştı da “Ugh, my manitu!” diye bağırmıştım?

Manitu da kimdi ve benim proce ortağım, meleğim, kapıya yaslanmış, neden bir cadı kılığında “Muhtar'ın yazdıklarını gördün mü?” diye soruyordu?

Muhtar kimdi, ön adı Reha olabilir miydi, nereye ne yazmıştı?

Yeni yaptırdığım yakın gözlüklerimi bulmalıydım. Ama bunun için 19 inç monitörümden burnumu çekmem gerekiyordu.

Çekmemeliydim!

Zaten o gözlüğü de yaptırmamalıydım. Monitöre yapıştırdığım burnumun üstündeki budak deliklerim avatarımı bana gayet şık gösteriyordu. Oysa şimdi gördüğüm kirli kahve bir lekeydi.

Bir kez daha haykırdım: “Ugh my manitu!! Bu avatar benim miydi, bir başkasının mı?"


Kan-ter içinde kalmıştım. Tansiyonum iyice fırtlamış, yüreğimse ağzımda atıyordu. Bir-iki çiğneyip yutmaya çalıştım. Boğulacak gibi olmuştum. Bir sakinleştirici almam gerekiyordu ama ilaç alerjisinden tırsmıştım. “Saçmalama, önce prospektusunu oku, sana her zaman iyi geliyor” dedim öbür yarıma.

Oysa ki, öbür yarım “korkak, korkaak...” diyerek nanik yapmış; kenarıyla güldüğü bölümünde pireler uçuşturmaya başlamıştı bile.

Biraz soğuk su iyi gelecekti. Kendimi banyoya attım; elektrik düğmesine basmamla “çaatt” diye bir ses eşliğinde yüzlük ampulün patlaması bir oldu. Ama ortalık halâ aydınlıktı. Gözlerim kamaşıyor, aynaya bakamıyordum. Saçsız bölgem, 500 watlık halojenmişcesine yanıyor, kafamın içindeki sığ gölün sularını kaynatıyordu.

Gölümden fırlayan fa’lar, sol’ler, si’ler kızartma hamsiler gibi gözlerimin önünde sıçraya sıçraya horon mu tepiyorlar, 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı’nı mı kutluyorlardı? O lacivert kadife kısa pantolonlu kabakulak, dört göz velet de kimdi?

Yalvarmaya başlamıştım: “Ugh my manitu, n’olur bu kısa bir film olsun, bir kısa film…”

Tam 3 öroluk aklımı da LazAndGass rulet masasına yatırmıştım ki hanımın sesi kulaklarımda yankılandı:

“Sen daha iç bakalım. Şaka bile tepinmenden uyuyamıyor.”

Oysa suç ondaydı; yorganı kendi üstüne çekmiş beni de Şaka’nın yanına atmıştı. Günlerdir “balık ekmeekkk” diye sayıklamama aldırmamış, üç tabak kapuska yedirmişti.

Kâbus görmek istemiyordum, canım karpuz çekiyordu.

Kaşınıyor muydum ne?

 

 

He!...

 

 

 

 

Şaka ile uyurkene...

 

 

***

 

 

..ve bu da "dürt"en yazı:

 

"15.10.2005/SABAH

Reha MUHTAR'dan:

 

 

Anneleri, kadınları kızları arasındaki erkekler..

Konu agresif tavırlı saldırgan erkekler olduğunda, hep annelerine, varsa kadınlarına ve yine varsa kız çocuklarına bakarım...
O erkeklerin, hiddetinin, şiddetinin, kin ve nefretinin temelinde..
Anneyle başlayan öfke ve hayal kırıklıkları.. Kadınlarına karşı dışarıya yönelik kahramanlıkla kendini ispatlama şekilleri..
Varsa kızlarına karşı, aşırı babacan ve sevecenlikle bezenmiş, yeni bir dünya arayışları.

...


Erkeklerin bazıları zaman zaman, bazıları ise hemen her zaman saldırgan olur..
Belli belirsiz düşmanlara, kırıcı, yaralayıcı ve intikam alıcı olur...
Konu agresif tavırlı erkekler olduğunda, önce annelerine bakarım...
Anne tarafından, kabul görmemiş ispatlanamamış, ilk erkeklikleri ararım...
Bazen, babaya duyulan korkunç öfkelerle karşılaşırım...
Her halûkarda konu agresif erkekler olduğunda, çocukluk günlerinden tohumları atılmış anneyle, onulmaz yaralar görürüm...
Anneye ispatlanamayan erkeklik, kadınına ispatlanmaya yönelir...
Ne kadar erkek olduğunu göstermenin yolu, ne kadar erkek dövdüğünü göstermekten geçer...
Onun için bazı erkekler, hep kadınlarının yanında, birilerini nasıl mahvettikleriyle böbürlenirler...
Kavgacı olurlar...
Dövüp, mahvettikleri her erkek, annelerine zamanında ispatlayamadıkları küçük erkekliklerinin, ertelenmiş patlamasıdır...
Ancak ne kadar döverlerse dövsünler, öksüz erkekliklerine çare bulamazlar...
Öksüz erkeklikleri artık ishal olmuştur...

...


Kendi yetersizliklerinden, kadınlarını birilerinden kıskanırlar...
Kıskandıkça, kıskandıklarına geçirirler.
Kıskanmadıklarına da geçirirler!.. Müthiş erkekliklerini ispat edeceklerdir. Genelde kadınları, agresif erkeklerin bunları niye yaptığını bilirler...
Hangi açlıkları doyurmak için saldırganlaştıklarını hissederler. Ama ses etmezler.
Öksüz kalmış erkekliklerin, daha felaket yollarla ispatlanmasını arzulamazlar..
Adam dövdüğünü sanarak oyun oynamasına rıza gösterirler..
Agresif erkeklerin oynadıkları oyun, kadınlarının ilgisini çekmez esasen..
Onlar, başka erkeklerle silahşörlük oynayan erkeklerinin ne yaptığıyla değil, kendilerini anlayan, kadın ruhunun derinliklerinde gezen erkeklerin ne yaptığıyla ilgilidirler..
Ama o erkeklerin kendi erkekleri olmasını istemezler..
Çünkü o zaman kendi erkekleri, kadınlar için tehlikeli olacaktır...
Oysa, kendini silahşör zanneden çocukların dekman oynamasında sakınca yoktur...
Çocuk yaşta anneye ispatlanamamış, öksüz kalmış erkeklik...
Kadınıyla beraberken, başkalarına horozlanarak doyurulmaya çalışılan ruhsal öksüzlük...
Konu agresif tavırlı erkekler olduğunda, ben varsa kızlarıyla ilişkilerine bakarım.
Müthiş sevecendirler kızlarına karşı...
Her şeyleridir kızları onların... Anneyle yaşanan hayal kırıklıkları... Kadınlarının yanında yaşanan, horozlanmalı silahşorluk oyunları...
Hiçbir zaman, ispatlanamayan erkeklik...
Ruhlarda doyurulamayan öksüzlük ...
Onları yeni bir dünya yaratmaya itmiştir. Kızları, babalarını anlayacak, onun doğduğundan bu yana kadınlarda göremediği anlayışı, gösteremediği erkekliği takdir edecektir.
Kızlar babalarının erkekliklerini tasdik edecektir...
Öksüz kalmış erkekliklerde, umut edilen, hayal edilen budur...
Oysa kadınlara davranış bozukluklarıyla başlayan bir ilişkiler yumağının yarattığı öksüz kalmış erkeklik, maalesef kızlarıyla da yeni bir dünya kuramayacaktır ...
Bu kez de her şeyine "evet" dediği, baş tacı etmeye çalıştığı kızı da onu anlamayacak, bir süre sonra hayal kırıklığına uğratacaktır...
Askerlikte dendiği gibi, sığınakta yapılan hata, savaşı kaybettirecektir...
Konu agresif tavırlı saldırgan erkekler olduğunda, mutlaka annelerine, varsa kadınlarına ve hatta kızlarına bakarım...
Bir maraz mutlaka vardır..

 

 

Reha MUHTAR

15.10.2005/SABAH"

 

 

...

 

"De Get!" deyiveriyorum.  

 

E, ne alâka?

 

Vardır illâki dürten bir şey. Vardır da...

 

 

ne bileyim.

 

 

MU/  130405 - mevsimsiz

edit/ 280406 - telve

edit/ 170307 - CafeTelve


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/3/2007 - Pek Üzgünüm!

Kategori: Denemeler

 

En çok nelere gülerim,
nereden bileceksiniz.

Yüzyüze gelemeyen yüzsüzlere,
yüze söyleyemeyip
arkadan sövenlere,
kendini gizleyenlere.
 
Komiksiniz işte, üstelik korkaksınız.
 
Ne çıkar benden gizlenseniz?
Kendinizi kendinizden
daha ne kadar
saklayacaksınız?
 
Ortaya konuşmayın, yüzüme sövün.
Entel dantel edebiyatınız size kalsın,
beni yalın sözlerle dövün
-ki kalın kafam da alsın.
 
Derin sözlerinizin dalgaları sığ kıyılarıma gelmiyorsa,
kendi kendinize konuşuyorsunuz.
Yüce beyniniz "bu anlamaz" diyorsa,
kendinizi niye yoruyorsunuz?
 
Beni yaralamak, canımı acıtmak istiyorsanız,
sizi anlayabilmeliyim.
Vız gelip tırıs gitmenizi istemiyorum farkındaysanız.
Zat-ı şahaneleriniz, ne bileyim
beni ne kadar anladınız?

Sizinle yarışamayacağım, pek üzgünüm!

Bu oyunda eşsizsiniz,
bir-tek-sizsiniz,
 
yalnızsınız.
 
 
MU/080806
 
 
***
 
 

Fikret Kızılok

 
 
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/3/2007 - Bakın Bayım, Bugün Pazartesi

Kategori: Denemeler

 

 

Ne kadar karanlıksınız bayım?

Yapmayın canım; bakın bugün pazartesi.

Ama ne o, canınızı biraz daha mı sıktım?

İyiliğiniz için demiştim, yanlış anlamayalım.

 

Konuşmuyorsunuz, küs müyüz?

Hep karamsar, hep suskunsunuz.

Yaşama küskün müyüz?

O kadar da değil, gereksiz mutsuzsunuz..

 

Diyorum ki, bıraksanız artık bu işleri,

erteleseniz; faturaları, ödemeleri…

yani, ne bileyim, biraz kaçsanız…

misal, Bodrum’a gitseniz, bir değişiklik yapsanız.

 

Hem bugün pazartesi

yeni bir başlangıç ya, o anlamda...

Gelmiyor mu kulağınıza denizin sesi?

Söz gelimi, çıplak ayak yürüseniz kumsalda…

 

Seversiniz yalnızlığı, şimdi oralar da ıssız,

yüreğinize dolsa kış güneşi,

marinada iki tek atsanız,

sarmaş dolaş sarmaşıklara, hanımellerine baksanız.

 

Size sesleniyorum;

kendinizden biraz kaçsanız.

Demiştim derim, buraya yazıyorum;

daha fazla geç kalıp pişman olmayasınız.

 

Tazecik bir gün, umutla başlayalım haydi.

Sevinmeyecek, sevilmeyecek tarafı neydi?

Duyun artık içinizdeki sesi...

...bakın bayım, bugün yeni bir pazartesi.

 

 

MU-120307

 


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/4/2006 - Ah...

Kategori: Denemeler

 

 

 

Ah...

 

 

 

“Vah vaah!..”

 

dalgalarımın başlangıç harelerinin eriyip,
kalanının avucuma akışı..


“Hah hah haa!..” kısraklarının

onikiden vuran çiftesi.


“Şimdiki aklım olsaydı..” sloganlı

pişmaniye markam.


Kâğıt kesiği yaraların kızgın sütle pansumanı,
üflenerek yenen yoğurdun diş kırması…


Tertemiz camı farketmeyip kafa attığımda
istemsiz çıkardığım sesin
kolilenmiş kargosu;



alıcısına ulaşacağından emin olmadığım

 

ve

iade adresi diye yazdığım iki harf,

 

 

 

tek hece…

 

 

 


… her gece.

 

 

 

MU / 170705

 

170705 mevsimsiz, 260406 Telve

 

 

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa ->