• Not/look

  • İstatistikler




  • Free Site Counters

Yokluğumu Özledim

20/11/2007 · Kategori: Denemeler

Hiçbir şey hatırlamıyordum.

 

Karanlıktı

korkmuyordum.

 

Bir şey istemiyor

hatta, susamıyordum.

 

İşler yolunda mıydı,

dünya sarsılmış

kıyamet kopmuş muydu

umursamıyordum.

 

...üşümüyor

düşünmüyor

beklemiyordum.

 

Çarpmak.. ne demekti?

Kalp, duygu, sevda

hormon, sütun, iddaa..

Keten, tütün, çay..

günbatımı, ya

ay?

 

Yoktum, bilmezdim.

 

 

***

 

Ve sen,

bilmecem

nefesim

kanım

karım..

gecem.

 

***

 

İki satır üç kelime;

 

"Ben bittim..

Gittim."

 

Aynada

dudağınla ezdiğin rujun,

 

yatakta geceliğin

 

unuttuğun!

 

 

***

 

Beklemek.. ne demekti?

Trafik, pratik, kariyer

renk, nota, tiner..

kahkaha, ya

keder?

 

Yoktum, bilmezdim.

 

Seni değil bir tanem,

 

yokluğumu özledim.

 

 27122004

Jazz...

7/9/2007 · Kategori: Denemeler

Jazz...
 
İşaret parmağım elmacık kemiğimde, baş parmağım çenemde, kalanlar da bıyık altımda konuşlanmış düşünüyor imajı sergilerken, dilimle yanak içime, diğer elimin parmak uçlarıyla not defterim üzerine, masa altındaki topuklarımla tercihen halı kaplı döşemeye uyguladığım doğaçlama darbeler ile kaçabildiğim bir başka boyut;

bir biçim yaşam.

Başka herhangi bir ekipmana ihtiyaç duyulmaksızın her an her yerde içinde olunabilir jakuzi küveti.

Gergin deri üzerinde gezinen fırça baget rahatlatıcılığı.

“In The Mood” isem “mest” durumlarım.

...ilk aşklarımdan Astrud Gilberto’yu anımsadım. Astrud, her ne kadar bossa nova kraliçesi olsa da, samba ve jazz’ın karışımından doğmuştu ya, bossa nova. Bulabilirsem, bu gece onunla yatayım!

Ehm.. öhm.. Kantar, topuz, çizme, sınır, endaze…Yani O’nu dinleyerek uyuyayım. (Kaşlar kalkık, gözler kuzey doğuya takık, çeneye yakın düz çizgi ağız, kızarık yanak, mahcup mesene ifadesi.)

 

O olmazsa...


Nina Simone’da olabilir, n'apayım?
 
 
(M.U./19 Nisan 2005)
 
 
***
 
 
Buraya kadar iyi, hoş. Lâkin, yukarıda yazdıklarım biraz karışık mı olmuş, ne?
 
Şu yazdıklarıma bak: “İşaret parmağım elmacık kemiğimde, baş parmağım çenemde, kalanlar da bıyık altımda konuşlanmış düşünüyor imajı sergilerken, dilimle yanak içime, diğer elimin parmak uçlarıyla not defterim üzerine, masa altındaki topuklarımla tercihen halı kaplı döşemeye uyguladığım doğaçlama darbeler ile…”

Eee, ne olmuş ki?
 
Ne olmuşu mu var, bu ne yahu?
 
Adama demezler mi;

"Kardeşim, sen bu lafları yoga yaparken mi yazdın?"
 
***

Korkmaya ve nelerden korktuğumu sorgulamaya başlayıverdim: Önce ön yargı, sonra yargısız infaz, doğru anlatamama, yanlış anlaşılma, iletişimsizlik. Yoksa karanlıktan, gürültüden, iğneden, dişçiden korktuğum filan yok canım, hepsi palavra!
 
Düşünüyorum:

"İster misin, eğer okuyan varsa desin ki 'zaten bunun yazdıkları bir şeye benzemiyordu, meğer kendisi de ahtapot ya da gorilmiş?'

Yok! Bu kadarını kaldıramam. Belgelemem lâzım.

Yazdıklarımın resimli anlatımı aşağıdadır, kardeşim. 
 
Tabii ki başlıktan alâkasız kalmaması için, James Last icrasıyla “In The Mood”dan da bir kıble mi deniyor, bukle mi, kubbe mi ya da “kuple” mi her neyse, onu da eklemişim...
 
...icabında!
 

Yoksa Ben Hayalet miyim?

5/8/2007 · Kategori: Denemeler

teknolojik Yolları paslı ya; kafatasımın içinde anılarımı sakladığım boş peynir tenekesine trilingg diye anca düştü jeton.

Öyle hatırladım.

Masanın altında yüzükoyun uzanmış, iskambil kâğıtlarından kule (aynı zamanda kale), mandalları kızılderili, kibrit kutularını işgalci ranger'lar yapmıştım. Reis Ateş Suyu, kabilesinin cesur elemanlarına hisli bir söylev çekmiş, karısı Dolun Ay'a yeni doğan 11. bebekleri Yırtık OK'a iyi bakmasını vasiyet ettikten sonra, kalenin ateşe verilmesini emretmişti. Mandallarım savaş çığlıkları atarak kalenin etrafında turlamaya başlamışlardı ki sağ topuğumdan hızla çekilip platodan çıkartılmıştım.

Komşu lojmanda oturan hanımın kim bilir ne derdi vardı ki, nereden bulduysa bulmuş, eve getirtmiş. Yalnız kalmaktan mı tırsmış, hava basmayı mı arzulamış artık, annemi de çağırmış. Rahmetli yine halıyı yakmamdan ya da isteksizce gideceği yerdeki durumdan korkmuş olmalı, beni de sürüklemişti yan daireye.

Kravatlı, takım elbiseli bir adamdı medyum. Komşu kadın, başına bir tülbent örtmüş, gözleri yaşlı dinlemişti adamı. Sonra nasıl olduysa, anneme bakıp 67 yaşında öleceğini söyledi. Derken gözbebekleri olmayan mavi gözlerini bana çevirdi ve yanına çağırdı. Çatmıştım. Tepemde, şimdilerde çoraklaşmış bölgedeki saçlarımı yoklayıp benim iki kez evleneceğimi söylediğinde Kömür Dağıtım İşletmesi müdürünün 6 yaşındaki küçük kızı Jale hıçkırarak "N'ayır, n'olamaz.. Bana bunu yapamazsın alçak!" diyerek odadan kaçmıştı.

İyi ki kaçmış, sonrasını duymadı hiç değilse!

Adam, sol elimi pençesine alıp yumruk yaptırmış, kenarda oluşan izlere bakıp dört çocuğum olacağını ve 47 yaşımda da öleceğimi tebliğ etmişti yüzüme.

Sevgili anam 47 yaşındayken öldü. Acaba hatlarda bir kısa devre oldu da medyum tarihleri mi karıştırdı? Eğer öyleyse ve ben şimdi 50 yaşımdaysam, daha 17 senem var demektir. İkinci kez evleneceğim zavallı ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde mi, Amatem'de mi çarpışıp elimizdeki raporları yere düşüreceğiz? Onları toplarken mi bakışacağız yoksa hunilerimiz karışacak da değiş-tokuş amaçlı ziyaretler sırasında mı aşık olacağız? 4-1=3'tü değil mi? Bu ilişkiden doğacak üç çocuğumu 17 senede yetiştirip ayaklarının üzerlerinde durur hale getirebilecek miyim? Duygu onları kıskanacak mı?

Yoksa...

Yoksa ben bunları üç yıl önce uykumda sayıkladım da hanım beni 47 yaşımdayken öldürdü mü?

Gel de sorma bakalım; yaşıyor muyum, hayalet miyim...

ne bileyim.

10.05.07

Tende Ter Damlaları

27/7/2007 · Kategori: Denemeler

 

Dudaklar susuz,

bembeyaz, tuz.

Tende ter damlaları...

ve bir öykü ki, buz..

 

Sevmeyeceksiniz.

 

Gözlerinizin önünde

özlemini duyduğunuz deniz,

iskelede martılar, kar-beyaz;

 

sahildesiniz.

 

Belki düş, belki gerçek

bir siz, bir sevdiğiniz;

zaman donup bekleyecek

 

o an, yalnız ikiniz.

 

Nasıl da laciverttir deniz,

sanki Ege, sanki Akdeniz

öyle sıcak, öyle davetkâr;

 

bilirsiniz.

 

Dalga dalga saçlar

omuzlara dökülen,

yosundan almış yeşilini gözler

bakar, en derinlerden.

 

Kapılıp koyvermeyiniz.

 

Akar avuçlarınızdan

ıslak kum zerrecikleri

kayıverir ayaklarınızın altından deniz,

kabarır dalgalar aniden;

 

farkedemezsiniz.

 

Bir kaşık suda değil belki

bir yudum mutlulukta,

benim gibi… boğulur

 

gidersiniz.

 

MU/221206

 

« Önceki :: Sonraki »